banner476

2017’de Eğitimde Neler Oldu?

Eğitim-Sen'den Yapılan Açıklama:

Eğitim 03.01.2018, 19:21
2017’de Eğitimde Neler Oldu?

Türkiye’de eğitim sistemi uzun süredir ciddi anlamda alarm verirken, eğitimin temel sorunlarına yönelik çözümsüzlük politikaları 2017 yılında da ısrarla sürdürüldü. 2017’de eğitim alanında yaşanan ağır sorunlar ve saldırılar, başta öğrencilerimiz, öğretmenler, eğitim emekçileri ve veliler olmak üzere, toplumun geniş kesimlerini her zamankinden daha çok etkiledi. 2017, eğitim alanına yönelik olarak hayata geçirilen çok yönlü saldırı ve tehditler özellikle laik bilimsel ve eğitim anlayışına açıkça meydan okunduğu bir yıl oldu. Eğitim biliminin öncelikli ilkesi ve temel insan haklarından birisi olan anadilinde eğitim hakkı 2017 yılında da görmezden gelinirken, Şırnak’ta bir öğretmen tarafından sınıf panosuna asılan ‘Kürtçe konuşmayacağım’ yazısı 12 Eylül 1980 sonrasında benimsenen darbeci mantığın 2017 yılında da devam ettiğinin somut göstergesi oldu.

Kamuda ve eğitimde siyasi ve idari kararlarla hayata geçirilen hukuksuz ihraçlar, açığa almalar, sendikal faaliyetler nedeniyle yaşanan sürgünler, bilime meydan okuyan yeni müfredat öğrenciler yarış atı gibi sınavdan sınava koşturması, öğretmenlerin mülakat sınavı ile sözleşmeli istihdam edilerek güvencesiz çalışmaya mahkum edilmesi vb sorunlar eğitimin zaten sorunlu olan niteliğinin daha da kötüleşmesine neden oldu.

MEB, yıllardır yaptığı değişikliklerle eğitim sistemini yap-boz tahtasına çevirirken, 2017’de özellikle yeni müfredat ve TEOG üzerinden yürütülen tartışmalarda görüldüğü gibi, öğrenci ve velilerin kafasını karıştırmak dışında eğitimde somut ve çözüme dayalı politikalar geliştirmek yerine, eğitimde yaşanan kaosu derinleştirecek adımlar atmayı tercih etti.

Bir toplumda insanlar, çocukluktan başlayarak hangi bilgiler ve değerler üzerinden yetiştirilmek ve biçimlendirilmek isteniyorsa, eğitim politikaların ona uygun olarak belirlenmesi ve uygulanması genel kuraldır. Bu durumun en somut örneğini Türkiye’de 2017 yılında eğitim alanında yaşananlara bakarak görebilmek mümkündür.

OHAL KHK’leri ile İş Güvencesi Fiilen Kaldırıldı

OHAL Kapsamında çıkarılan 30 KHK ile toplam 116.196 kamu görevlisi ihraç edildi. Kamudan ihraç edilen 116.196 kamu görevlisinin %36’sı eğitim kurumlarında, %64’ü ise diğer kamu kurumlarında yaşandı. OHAL KHK’leri ile kamudan ihraç edilen eğitimcilerin sadece 1598’i (%3,81) Eğitim Sen üyesiyken, ihraç edilen 39.799 kişi (%96,19) ya başka sendika üyeleri ya da sendikasızlardan oluştu.  Kamudan ihraç edilen eğitimci sayısının, darbeye karışmak iddiasıyla ihraç edilen asker sayısından daha fazla olması dikkat çekiciydi.

KHK ihraçlarını incelemek için kurulan OHAL komisyonu kurulmasından bu yana aylar geçmesine rağmen ihraç edilen kamu emekçilerinin dosyalarına ilişkin hala bir açıklama yapmadı. Oysa 1980 darbesi sürecinde bile dosyalara ilişkin karar açıklama süreci 120 gündü. 301 gündür işlerine geri dönmek için açlık grevi yapan üyelerimiz Semih Özakça ve Nuriye Gülmen’in yaşadıkları ülkemizde yaşanılan tüm hukuksuzlukların en net özeti oldu.

Eğitim müfredatı iktidarın ihtiyaçları doğrultusunda değiştirildi

Evrim teorisi kaldırıldı, okullarda cihat okutulmaya başlandı

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) tarafından ‘Haftalık ders saatlerinin fazla olması’ ‘Ders sayısındaki yığılma’ ve ‘Derslerin içeriklerinin çok ağır olması’ gerekçe gösterilerek 51 dersin müfredat program taslağı hazırlandı ve kamuoyu ile paylaşıldı. Türkiye, tarihinin en kapsamlı müfredat program değişikliğini 1968’de yaparken, değiştirilen 68 program 6 yıllık çalışmanın ürünü olarak ortaya çıkmıştı. 2017’de yapılan eğitim öğretim süreçlerinin tamamını kapsayan müfredat değişikliği, öncekilerle kıyaslanamayacak kadar kısa süre içinde tamamlandı.

Müfredata ilişkin görüş bildirmenin son günü olan 10 Şubat, aynı zamanda onay tarihinin başlangıcıydı. Askı süresinde sadece Sosyal Bilgiler öğretim programı için bin 769 öneri veya görüş bildirildi. İngilizce için ise bin 342. Bu, 51 derse ait program komisyonlarının her birinin önünde bin 500 geri bildirim olduğu anlamına gelir. Geribildirimlerin tasnifi ve programlara yansıtılması için komisyonlara verilen süre iki (2) gün Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) tarafından ‘Haftalık ders saatlerinin fazla olması’ ‘Ders sayısındaki yığılma’ ve ‘Derslerin içeriklerinin çok ağır olması’ gerekçe gösterilerek 51 dersin müfredat program taslağı hazırlandı ve kamuoyu ile paylaşıldı.

Müfredat değişiklikleri ile laik bilimsel eğitim anlayışıyla temelden çelişen adımlar atıldı. Liselerin şu anda 11. ve 12.sınıflarında zorunlu müfredat programında tek bir fizik, kimya, biyoloji, matematik dersi bulunmamaktadır. Suudi Arabistan’ın liselerin şeriat bölümlerinde 8-10 saat, İran’da ‘Din ve Hayat’ dersi adı altında 3-4 saat din dersi verilmektedir. İmam hatip olmayan lise türlerinde dahi şu anda seçmeli derslerle birlikte din dersinin 15 saate çıkarıldı.

Müfredat değişikliklerinin bilimsel bir inceleme ve değerlendirmeye tabi tutulmadan ve pilot uygulama yapılmadan açıklanması, yeni eğitim müfredatının iktidarın siyasal-ideolojik hedeflerine paralel olarak hazırlandığı endişe ve eleştirilerine neden oldu.

Eğitimde dinselleşme ve ticarileştirme arttı

Türkiye’de yaşanan yoğun dinselleşme, eğitim sürecinde dinsel sömürüye kaynaklık eden kimi pratik uygulama ve söylemlerin yaygınlaşması, son yıllarda eğitimin bütün kademelerinde yaşanan bir sorun olarak dikkat çekerken, okulların adeta belli bir inanç ve belli bir mezhebin kuralları ve uygulamaları ile tamamen kuşatıldığı bir dönem yaşandı. Milli Eğitim Bakanlığı’nın 2017-2019 yatırım planında imam hatip liseleri ile fen liseleri arasındaki uçurum dudak uçuklattı. MEB fen liselerine 109.6 milyon lira, imam hatip liselerine 1.7 milyar lira bütçe ayırarak, temel önceliğinin imam hatipler olduğunu gösterdi.

İmam hatip okulları olmak üzere, bazı okullarda karma eğitim karşıtı uygulamalar hayata geçirilmesi, toplumsal yaşamın her alanında olduğu gibi, okul ortamında da cinsiyetçi politika ve uygulamaların artmasını beraberinde getirdi. Okul öncesinden itibaren tüm eğitim kurumlarında mescit zorunlu hale getirildi.

Kamu kaynaklarının özel okullara aktarılması uygulamaları 2017 yılında artarak devam etti. Bu durum iktidar ve MEB açısından büyük bir övünç kaynağıyken, eğitim hakkından eşit koşullarda yararlanamayan, giderek paralı hale gelmesi nedeniyle eğitim dışına itilen çocukların sayısının daha da artmasını ve toplum içindeki sınıfsal çelişkilerin eğitim üzerinden daha da belirgin hale gelmesini beraberinde getirdi.  Sadece son bir yıl içinde 1.177 gibi rekor sayıda yeni özel okul açılmış olması, kamusal eğitimin iktidar eliyle nasıl tasfiye edildiğini açıkça gösterdi.

MEB’in Diyanet, Dini Vakıf ve Derneklerle Yaptığı Protokoller Eğitim Sistemini Tehdit Ediyor

Türkiye’de eğitimin dinselleştirilmesi, eğitim sisteminin, önceden belirlenmiş siyasal-ideolojik hedefler doğrultusunda; biçim, içerik, öğretme-öğrenme sürecinde kullanılan yöntemler, söylemler ve materyallerin büyük ölçüde dini kural ve referanslara göre düzenlenmesi ve biçimlendirilmesi şeklinde hayata geçiriliyor. MEB, yıllardır başta Diyanet İşleri Başkanlığı olmak üzere, tamamına yakını iktidar ile arasında siyasal-ideolojik bağlar olan dini kurum ve vakıflarla çeşitli protokoller imzalıyor.

Eğitimin devlet eliyle dinselleştirilmesi sürecinde Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) Diyanet İşleri Başkanlığı ve çeşitli dini vakıf ve derneklerle imzalanan “işbirliği” protokolleri 2017 yılında da önemli bir rol oynadı. Başta bedelsiz arsa, bina tahsisleri ve yüklü bağışlarla gündeme gelen TÜRGEV ve yasa dışı olarak açtığı evlerde yaşanan çocuk istismarına zemin hazırlayan Ensar Vakfı olmak üzere, Hizmet Vakfı, Hayrat Vakfı, İHH, Furkan Vakfı, İlim Yayma Cemiyeti, Birlik Vakfı vb dini vakıfların devlet okullarında çeşitli konularda ders ve seminerler vermeleri, bağış toplamaları, dini içerikli yayınlarını okullarda dağıtmaları sağlandı.

Ülkenin dört bir yanında çeşitli dini vakıf ve cemaatler tarafından ‘dini eğitim’ amacıyla açılan ve büyük bölümü ‘kaçak’ olan kreş benzeri kurumların sayısı belirgin bir şekilde arttı. Çocuklarını okutmak isteyen yoksul aileler, kaçınılmaz olarak bu eğitim kurumlarına yönelirken, yoksul emekçi çocuklarından iktidarın ‘dindar nesil’ projesinin en temel hedefi haline getirildi.

Devletin bilinçli bir şekilde boşalttığı eğitim alanı, adım adım dini vakıf ve cemaatler tarafından okullar, yurtlar, kurslarla doldurulurken, doğrudan iktidar desteği ile büyüyen dini vakıf sistemi sistem tıpkı bir örümcek ağı gibi bütün eğitim sistemini kuşattı.

Kurum Açma Kapama ve Ad Değiştirme Yönetmeliği ile Her Yer İmam Hatip Lisesi!

Anadolu Lisesi açılabilmesi için; okulun açılacağı yerleşim birimi merkez nüfusunun 10.000 veya ilçeye bağlı çevre köyleri ile birlikte en az 20.000; Fen lisesi ile sosyal bilimler lisesi açılabilmesi için, illerde ve büyükşehir statüsündeki illerin nüfusu 50.000’in üzerinde olan ilçelerinde açılabilir. Ayrıca büyükşehir statüsünde olmayan illerin ilçelerinde açılabilmesi için ilçe nüfusunun en az 20.000 ve il merkezi ile birlikte toplam nüfusu en az 200 000; Güzel sanatlar lisesi açılabilmesi için; okulun açılacağı yerin il merkezi ya da büyükşehir statüsündeki illerin en az 100.000; Spor lisesi açılabilmesi için; okulun açılacağı yerin il merkezi ya da büyükşehir statüsündeki illerin en az 100.000; Mesleki ve teknik Anadolu lisesi açılabilmesi için; okulun açılacağı yerleşim birimi merkez nüfusunun 10.000 veya ilçeye bağlı çevre köyleri ile birlikte en az 20.000 olması sınırları belirtilirken; Anadolu imam hatip lisesi açılabilmesi için; öğretim binasında en az 8 derslik, öğretim binası içinde veya bahçesinde uygulama mescidi ya da mescit yerinin olması,  geleneksel/görsel sanatlar atölyesi, mûsikî/müzik dersliği bulunması, okulun açılacağı yerleşim birimi merkez nüfusunun 5.000 veya yerleşim birimine bağlı mahalle ve köyleri ile birlikte en az 10.000 olması gerekir denildi.

Eğitim hakkı ve eğitime erişimde sorunlar sürdü

2017 yılında çocukların eğitim hakkından eşit koşullarda yararlanması için hiçbir somut adım atılmazken, çocuk yaşta evlenmeyi özendiren düzenlemeler, çocuk işçiler sorununun sürmesi, okullarda, cemaat yurtlarında ve kurslarda çocuklara yönelik cinsel istismar ve şiddet vakaları ciddi anlamda arttı.

Yoksul, emekçi ailelerin çocukları başta olmak üzere, kız çocukları, kırsal kesimde yaşayan çocuklar; eğitim hakkından eşit koşullarda ve parasız olarak yararlanamadı. Bölgesel, cinsel, sınıfsal vb. eşitsizlikler, anadilinde eğitim gibi en temel sorunlar iktidarın çözmek bir yana daha da derinleştirdiği temel sorunlar olarak eğitim sisteminin öncelikli gündem maddesi olmayı sürdürdü.

Öğretmen atamaları mülakatlı/sözleşmeli hale getirildi

15 Temmuz sonrasında ilan edilen OHAL kapsamında çıkarılan KHK’ler ile kamu istihdamında yapılan değişikliklerin somut bir sonucu olarak mülakata dayalı sözleşmeli öğretmenlik uygulaması getirildi ve Ekim 2016’da 18 bin, Şubat 2017’de 20 bin olmak üzere sözleşmeli öğretmen mülakat sınavlarında başarılı olan toplam 38 bin sözleşmeli öğretmenin ataması yapıldı. Ataması sözleşmeli yapılan öğretmenlerden 540’ının sözleşmesi ‘güvenlik soruşturması’ gerekçe gösterilerek iptal edildi. Binlerce sözleşmeli öğretmen eşlerinden, çocuklarından kilometrelerce uzakta çalıştırılmaya mahkum edildi.

Her sene yaklaşık 70 bin öğretmen de üniversitelerden mezun oluyor. YÖK’ün istatistiklerine göre 2016 yılı itibarıyla öğretmen olabilmek amacıyla sadece eğitim fakültelerinde okuyanların sayısı 228.279 kişi. Ataması yapılmayan öğretmen sayısının 4-5 sene içinde bir milyon sınırına dayanması yüksek ihtimal. Atama Bekleyen Öğretmen Sayısı 37 ilden daha büyük: Aksaray, Artvin, Amasya, Ardahan, Bilecik, Bingöl, Bartın, Bayburt, Bitlis, Bolu, Burdur, Çankırı, Düzce, Edirne, Erzincan, Gümüşhane, Hakkari, Karaman, Kars, Kastamonu, Kırklareli, Kırıkkale, Kırşehir, Karabük, Kilis, Muş, Nevşehir, Niğde, Isparta, Rize, Siirt, Sinop, Tunceli, Uşak, Yalova, Yozgat.

Ataması yapılmadığı için 45 öğretmen hayatını sonlandırdı.

Okullarda Ücretli Öğretmenler Asgari Ücretin Altında Çalıştırıldı

Ülkemizde iş hayatını düzenlemek için devlet tarafından yapılan en önemli düzenlemelerden biri de hiç şüphesiz asgari ücret uygulamasıdır. Ülkemizde 4857 sayılı İş Kanunun 39. Maddesi gereği devlet tarafından belirlenen asgari ücretin altında çalışanlara aylık ücret verilemeyeceği, bu kurala uymayanlara ise ceza uygulandığı bilinmesine rağmen, bizzat devlet tarafından, devlet okullarında bu yasa uygulanmıyor.

2017 yılı için devletin asgari ücret olarak belirdiği rakamın net 1404 TL olduğu dikkate alındığında ücretli öğretmenlerin bir ayda sigortalı gün sayısı en fazla 22 iş günü eline geçen ücret ise asgari ücretin altında kaldı. 2017 verilerine göre ücretli çalıştırılan öğretmen sayısı; 81 ilde 63 bin 829’dur. Ücretli öğretmenlerin 27 bin 409’u eğitim fakültesi mezunu, 27 bin 936’sı lisans mezunu (eğitim fakültesi hariç), 8 bin 484’ü ön lisans mezunudur. Ataması yapılmayan yarım milyona ulaşan eğitim fakültesi mezunu var iken 2017 yılında da, hayvan yetiştiriciliği, bağcılık, ziraat vb. bölüm mezunu kişiler öğretmen olarak çalıştırıldı.

Eğitimde Denetim ve Maarif Müfettişleri ile ilgili Köklü Değişiklikler Yapıldı

MEB Teşkilat Kanununda yapılan değişiklikle, eğitim müfettişliği kurumu gibi önemli bir kurum fiilen edilirken, mülakat sınavı ile belirlenen ‘Bakanlık Maarif Müfettişleri’nin ‘emir-komuta zinciri’ içinde çalışmasını sağlayacak yeni bir sistem oluşturuldu ve eğitim kurumlarında siyasi kadrolar eliyle hayata geçirilecek keyfi tutum ve uygulamaların önü açıldı. Bu düzenleme ile özellikle iktidara yakın dini cemaat, vakıf ve dernekler tarafından açılacak olan eğitim-öğretim kurumları, öğrenci yurtları görünümlü Kur’an kursları vb yapılara karşı yasal denetim ve yaptırımların azaltılması, eğitimde yaşanan dinselleşme sürecinin hızlandırılması hedeflendi.

İş güvencemizi ve haklarımızı hedef alan ‘Öğretmen Strateji Belgesi’ yayınlandı

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), öğretmen yetiştirme sistemi ve öğretmen istihdamını günümüzün piyasa değerleri olan “performans”, “rekabet”, “verimlilik”, “kariyer” vb gibi kavramlar üzerinden şekillendirmek için “Öğretmen Strateji Belgesi” hazırladı ve yayınladı…

2018 yılı sonuna kadar tüm öğretmenler için performans denetiminin getirilmesi, öğretmenlerin her dört yılda bir sınava tabi tutulması, sürgün anlamına gelecek yeni bir rotasyon uygulamasının getirilmesi ve öğretmenlik mesleğinin yeniden kariyer basamakları adı altında hiyerarşik bir yapıya büründürülmesi hedeflendi.

Eğitimde performans değerlendirme dayatması yeniden gündeme geldi

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), bugüne kadar uyguladığı politikalarla okulları birer ‘ticari şirket’ gibi yönetmek, eğitim emekçilerinin daha fazla çalıştırılmasını sağlamak amacıyla performans değerlendirme formları hazırladı ve 12 ilde (Ankara, İstanbul, İzmir, Antalya, Eskişehir, Malatya, Balıkesir, Kayseri, Erzurum, Trabzon, Samsun, Mardin) pilot uygulaması başlatıldı. MEB’in öğretmenlerin performansını ölçmek bahanesiyle, eğitimde güvencesiz istihdam uygulamalarını yaygınlaştırmak, uzun vadede eğitim emekçilerinin sınırlı iş güvencesini tamamen ortadan kaldırmak hedeflendi.

Eğitimde ‘performans değerlendirme’ bahanesiyle öğretmenler öğrenciler ve velilerle karşı karşıya getirilirken, öğrenciyi memnun edilecek müşteri, öğretmeni ‘satış görevlisi’, öğrencileri ve velileri birer ‘müşteri’ olarak gören piyasacı anlayışa karşı büyük tepki oluştu.

MEB, ataması yapılmayan öğretmen sayısını 438 bin olarak açıkladı

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) ataması yapılmayan öğretmen sayısını 438 bin, resmi öğretmen açığını ise 109 bin olarak açıkladı. Eğitimde ciddi anlamda öğretmen açığı olmasına rağmen, yeterince atama yapılmaması nedeniyle 2003-2017 yılları arasında KPSS’ye giren her 100 öğretmenden ortalama 17’sinin ataması yapıldı. Geriye kalan 83 işsiz öğretmen ya tekrar sınava girmek ya da başka alanlarda çalışmak zorunda bırakıldı.

Okullarda gıda zehirlenmesi ve okul servisleri sorunu sürdü

2017 yılında öğrencilerin sağlıksız yiyecekler nedeniyle sık sık gıda zehirlenmesi yaşaması ve okul servislerinde yaşanan ölümler sürekli gündem oldu. Gıda zehirlenmelerinin artması, öğrencilere verilen besinlere yönelik olarak gerekli denetimlerin yapılmadığını, öğrencilerin sağlığının göz göre göre riske atıldığını gösterdi.

Okul servisleri ile ilgili ayrıntılı bir yönetmelik olmasına rağmen, 2017’de uygulamada yönetmeliğe uyulmadığına ilişkin çok sayıda üzücü örnek yaşandı. Kapasitesinin üzerinde öğrenci taşıyan, hostes bulundurmayan, servis içinde gerekli donanımı bulunmayan ve servis şoförlüğü yapmaya uygun olmadığı halde şoförlük yapan çok sayıda kişi nedeniyle okul servislerinde ölümler ve öğrencilere yönelik cinsel istismar vakaları yaşandı.

TEOG Kaldırıldı, adrese dayalı kayıt sistemi getirildi

MEB, 19 Eylül 2017 tarihinde üç yıldır uygulanan Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş Sistemi’ni (TEOG) daha önceki sınav değişikliklerinde ileri sürülen ‘öğrencilerin sınav stresi’ gerekçe göstererek kaldırdı. Böylece son 15 yıl içinde, 6 farklı Milli Eğitim Bakanı döneminde sadece ortaöğretime geçiş sisteminde beş önemli sistem değişikliği yapılmış oldu.

Milli Eğitim Bakanı sadece ‘nitelikli okullar’ın sınavla öğrenci alacağını açıklayarak, okullar arasında nitelik farkı olduğunu açıklaması büyük tepki çekti. Öğrencilerin sadece %10’u için sınav öngörülürken, geriye kalan %90 için ‘adrese dayalı kayıt sistemi’ öngörülerek, öğrencilerin önemli bir bölümü fiilen imam hatipler, meslek liseleri ve açık liseye yönlendirildi.

Üniversiteye Giriş Sistemi Değişti

7 yıldır uygulanan Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS) ile Lisans Yerleştirme (LYS) kaldırıldı. Yerine Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) getirildi. Yeni sınav sistemi ile ilgili olarak kısa süre içinde 5 kez değişiklik yapıldı.

Zorunlu okul öncesi eğitim için pilot uygulama başladı

2019 yılından itibaren 54 ay ve üstü çocuklar için okul öncesi eğitimi zorunlu hale getirmek amacıyla zorunlu okul öncesi eğitimin pilot uygulaması 22 ilde başlatıldı ve bu illerde 54 ay ve üstü çocuklar için okul öncesi eğitim zorunlu hale getirildi.

PDR yönetmeliği tüm eleştirilere rağmen değiştirildi

MEB Rehberlik ve Psikolojik Danışma Hizmetleri Yönetmeliğini değiştirerek, yönetmeliğinin adından ‘psikolojik danışma’ kavramı ve önceki yönetmelikte yer alan ‘rehber öğretmenlere verilmeyecek görevler’ maddesi çıkarıldı. Rehber öğretmenlere yönelik nöbet görevi, belleticilik, sınav gözetmenliği, ‘aile rehberliği’ kapsamında ev ve iş yeri ziyaretlerinin yapılması vb gibi eğitimde rehberlik hizmetlerinin meslek ilkeleriyle çelişen düzenlemeler yapıldı. Yönetmelik değişikliğiyle rehber öğretmenlere angarya görevler verilmesinin önünü açıldı.

Yönetmelik ile psikolojik danışma hukuksuzca kaldırılarak, öğrencilerin en temel hakkı olan ‘psikolojik danışma ve rehberlik’ hakkı ‘manevi danışman’ adı altında liyakati dikkate almayan, eğitimci olmayan kişilerin eline teslim edildi.

Türkiye, PISA’da 2003 Yılının Gerisine Düştü

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) tarafından her üç yılda bir gerçekleştirilen ve uluslararası ölçekte fen, matematik ve okuma becerilerini ölçen en önemli sınavlardan biri olan PISA 2015 (Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı) sonuçları 2017 yılına damgasını vuran bir diğer başlık oldu.

Öğrencilerin uluslararası ölçekte fen, matematik ve okuma becerilerinin ölçüldüğü en önemli sınavlardan biri olan PISA 2015’in sonuçlarına göre Türkiye’nin 2003’ten beri yükselen puanları düşerek 12 yıl önceki sonuçların bile altına geriledi… En fazla düşüş Türkiye’nin en iyi olduğu okuma becerilerinde yaşandı. Türkiye, sıralamada 70 ülke içinde Fende 52’inci, Matematikte 48’inci, okuma becerilerinde 50’inci sırada yer aldı.

Sonuçların bu şekilde çıkmasının temel nedeni eğitimde yaşanan piyasa odaklı ve rekabete dayalı dönüşüm olduğu açıktır. Özellikle 4+4+4 ile eğitimde yaşanan dinselleşme uygulamaları, felsefe ve bilim derslerinin ağırlığının azaltılarak, dini içerikli derslerin artması, ezberci ve sınav odaklı eğitim anlayışının sürmesi, okullar, bölgeler, özellikle de cinsiyetler arası eğitim eşitsizliğinin giderilememesi, bunlara ek olarak yaşanan yoksullaşma süreçleri öğrencilerin başarısını doğrudan etkileyerek eğitim sistemi açısından olumsuz sonuçların ortaya çıkmasına neden oldu.

2018’de Eğitim Hakkı Mücadelesini Güçlendirelim

Türkiye, eğitimde nitelik ve memnuniyet açısından OECD ülkeleri içinde son sıralardaki yerini koruyor. Yapılan araştırmalar, ülkedeki sınıfsal eşitsizliğin en net şekilde eğitim alanı üzerinden görmek mümkün. Toplumda giderek derinleşen sınıfsal ve kültürel ayrışma, eğitim sisteminin büyük ölçüde dini kurallara göre düzenlenmesi, yeni eğitim müfredatının hemen her derste dini kurallar ve referansları temel alan bir içerikte hazırlanması, eğitim alanında yaşanan ve toplumun geleceğini yakından ilgilendiren büyük kuşatma ile karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor.

Eğitim sisteminde yıllardır yaşanan ve katlanarak artan sorunlar, MEB’in eğitimin yapısal sorunlarına yönelik somut ve çözüme dayalı politikalar geliştirmek gibi bir amacının olmadığını açıkça gösteriyor. Okullarda yaşanan yoğun dinselleşme ve eğitimi ticarileştirme uygulamaları okullarımızı eğitim yuvası olmaktan hızla uzaklaştırıyor. Ayrım yapmaksızın herkesin eğitimin hakkından, eşit koşullarda parasız olarak yararlanması için mücadele etmek, laik bilimsel eğitim karşıtı her türlü adım ve uygulama karşısında halkın ortak tepkisini örgütlemek 2018 yılında da önceliğimiz olacaktır.

Eğitim sisteminde yaşanan dönüşüm, iktidarın siyasal-ideolojik hedeflerinden, ülkedeki ekonomik, toplumsal ve siyasal koşulların gelişiminden ayrı değildir. Bugün karşımızda iki seçenek var; Eğitim sistemi ve okullar ya tamamen egemen ideolojiye teslim edilecek ya da sistemin eğitim üzerinden kendi çıkarlarına göre biçimlendirmek istediği çocuk ve gençlerimizin gerçek anlamda laik ve bilimsel bir eğitim alması için mücadele edilecektir.

Her geçen gün daha fazla piyasa ilişkileri içine çekilen, okulöncesinden üniversiteye kadar bilimin değil, dini inanç sömürüsünün referans alındığı bir eğitim sisteminin çocuklarımıza, öğrencilerimize verebileceği hiçbir şey yoktur. Eğitim Sen olarak ülkenin ve çocuklarının geleceğinden endişen eden herkesi kamusal, bilimsel, demokratik, laik ve anadilinde eğitim hakkı için birlikte mücadeleye çağırıyoruz.

EĞİTİM-SEN

Yorumlar (0)

Gelişmelerden Haberdar Olun

@