12.06.2020, 15:10 984

Eğitimde Hileli Zarlar

Ülkeler, kendi sınırlarında yaşayan tüm vatandaşlarına –kanunlarda aksi belirtilmediği sürece ,ki belirtilmez,- sosyal adaleti, sağlık hizmetlerini, eğitimi ve diğer yaşamsal tüm unsurları etkin ve yaygın olarak sağlamak zorundadır. Tabi bu, neredeyse dünyanın hiçbir ülkesinde sağlanabilmiş bir durum değildir. Kültürel, tarihsel, siyasal ve sosyal değişimler bazı kitlelerin diğer kitlelerden daha iyi şartlara sahip olmasına zemin hazırlamıştır. Neden herkes aynı seviyede değil’in sebebini salt mevcut yönetimlerde değil öncekilerin günümüze aktardığı sorunlardan da kaynaklanıyor.

Ancak eğitim sistemlerindeki ölçme, değerlendirme ve yerleştirme sistemleri kronik sorunların aksine daha kolay değiştirilebilir bir yapıdadır.

Bir karar alırsınız, pilot uygulamaya yaparsınız ve hedeflediğiniz yüzdelik başarı oranına yaklaştığınızda bunu tüm ülkeye yayarsınız.

Ancak bu pilot uygulamada seçilecek olan örneklem grubu, ülkeyi tam anlamıyla yansıtacak seviyeye yakın bir seviyede olmalıdır.

Zengin mahallesinde kolayca başarı sağlayacak bir şeyi varoş mahallesine uygularsanız sonucu merakla beklemeye gerek olmaz.

Türkiye’deki ölçme, değerlendirme ve yerleştirme sistemi kanımca ekonomik durumu nispeten iyi olan kesimin öğrencilerine kolaylık sağlarken alt gruptaki ailelerin çocuklarını olumsuz etkiliyor.

Gerekçesi şu: Bir birey, dna’sı ve geriye kalan sosyal etki ile bir yetenekle doğar/büyür. Müziğe yatkın olarak doğan ve çok uzak olmayan çevresinde müzikle ilgili bir eylemsellik varsa bu çocuk ileride iyi bir müzik eğitimi alması şartıyla iyi bir müzisyen olabilir. Ancak ülkenin sistemi buna yönelik değil.

Olur mu ülkenin sanat liseleri var. Onlar bunun için vardır, demeniz çok pempemsi oluyor. Yani bir dünya kupası var, hadi Milli Takım alsın gibi bir şey bu.

O dediğiniz liseler bazı bölgelere yüzlerce km uzakta. Çoğunu velinin buna ilgisi ve bilgisi de olmaz. Ama veli ilgisizmiş deseniz de okul ne yapıyor o zaman sorusu gelebilir size.

Hadi her yere sanat lisesi açmak çok mümkün ve gerekli değil ancak okulların hedeflediği müzik yeteneği olan öğrencinin “elinden tutup” ona yeteneği olan yere göndermek değil, akademik sınava hazırlamaktır. Çocuğun şansı varsa ve okulunda müzik öğretmeni varsa ve o müzik öğretmeni iş yükünü arttırıp çocuğa özel eğitim verip onu o liseye gönderebilirse bu mümkün.

Hendekler çok.

Ki haftada “1” müzik saatiyle kim neyi fark edecek ve geliştirecek o ayrı konu.

Diğer ayrı bir konuysa okulların alt yapı yetersizliğinden ötürü akademik bir derse dönen ve bilindik birkaç müzik parçasına ait notları ezberlemeye dönmüş ders saatleri de ayrı bir konu.

Vs.

Gelelim konunun özüne.

Siz, yetenekleri ve ilgileri bir kenara bırakıp sınav içeriğini tek düze şeyleri ölçerseniz işi kumar oynamaya benzetirsiniz.

İş kumar riskinde olunca imkânı olan aileler, işi şansa bırakmaz ve zarlarla oynamaya başlar.

Öğrencisinin ders öğretmeni verimli değilse özel öğretmen tutar.

En son İstanbul’da bir Türkçe ders saatinin saat başı ders ücreti 500-750 TL arasını olduğunu duyduğumda gülemeden edememiştim. (Tabi piyasa herkes için bu kadar yüksek değildir.)

İyi yazarların yıllarca uğraşıp yazdığı kitaplar bile yazara birkaç bin TL kazandırdığı bir durumda “altı üstü” birkaç konusu olan bir dersin saatine bu kadar para vermek [(ki bu para bir öğretmenin okulda 1 ders için aldığı ücretin 30-40 katı) Bu durumda aklınıza bazı öğretmenlerin okuldaki dersi önemsemeyip tüm isteğini ve enerjisini özel derse harcadığı bir şey geliyorsa gelsin!]

Sözel bir ders saatine 500 TL verebilen bir aile bir yılda öğrencisi için rahatlıkla 15-20 TL harcar.

Şimdi bu durumu yoksul aile için düşünelim.

Maddi geliri iyi olan bir ailenin çocuğunun geleceğinde kendisi için bir isteği olmaz zira maddiyatı iyidir ve yaptığı bu harcamalar sadece çocuğu içindir.

Yoksul ailede ise zaten aile güçlükte geçinmektedir ve aile öğrenci için ayrı bir harcama kalemi yaratamaz. Evde çalışan azdır ve sosyal güvencesi çok da güvenceli değildir.

Öğrencisini okutuyorsa zihninin bir tarafında “ileride bize bakar” düşüncesi de vardır.

Ama bu yanlış, öğrencinin böyle bir yükümlülüğü yoktur diyenler sanırım iki kuşaktır rahat geçinen bir aileden geliyordur zira sosyoloji evrenseldir ve tüm yoksul kitlelerde de bu vardır.

Şimdi yarışa dönelim.

Sınav yapıyorsunuz.

Şart en yüksek neti kim yaparsadır.

Sizce sınav sonucu ne olur?

Ama bazen yoksul çocuğu da başarıyor, diyorsunuzdur.

Başarıyordur.

Ama 7 yıllık öğretmenlik deneyimim aslında o yoksul çocuğunun aslında zeki olduğu, nitelikli imkânlarla eğitilse değil LGS’de derece dünyayı sallayacağıdır.

Ancak elinde sadece sınav puanı vardır.

İyi de dünya adaletsizlik üzerine kurulmuş ve bu her yerde vardır denildiğinde işi halı altına süpürürüz.

Evet, üst düzey ideal bir ölçme sistem bile arada bir noksanlık verir ama sistemin temeli adaletsiz sonuçlar doğurmaya yatkınsa siz yoksul-zenginin amaca ulaşma hedefine set çekiyorsunuz demektir.

Peki nasıl olacak?

İşimiz kolay mı?

Temelden başlamadığımız sürece hep zor kalacak.

Sınıf içine değer veren, öğretmenin basit testlerle değil derin ölçmelerle yaptığı okul sınavların çoğunu baz alan, açık uçlu ama ezberi şart olarak değil ara ürün olarak kullanacak, yarış atı değil kişiliği geliştirecek bir eğitim ve illa merkezi sınav yapılacaksa bunu optikle değil oluşturulacak büyük ama etkin komisyonlar ve “iyi” liseyi sınavla gidilenler değil yetenek ve ilginin birleştiği durumu geliştiren yerler olmalıdır.

Parası olanının öğrencisini köpürttüğü, sınav puanını yükselttiği yoksulunsa bekle belki iklim Akdeniz olur avuntusu sağlıklı bir toplum yaratamaz.

Bilimsel olmayan fikrimi söyleyip bitireyim: Ben gıpta ile bakılan biri olunca hemen geçmişine bakarım. Zengin aile çocuğuysa almış olduğu tüm başarılarının ben için zerre değeri kalmaz. -Tabi yaptığı iş büyük kitlelere yararı dokunuyorsa ayrı- Dünya düzenin böyle adaletsiz dağıtıldığı bir düzende 0’dan başlamayan bir insan benim için hileli bir yarışla kazanmıştır.

Yorumlar (0)

Gelişmelerden Haberdar Olun

@