Öğretmen, öğretmendir.Ücretlisi, geçicisi, sözleşmelisi, görevlendirilmişi, kadrolusu olmaz.

Öğretmen, öğretmendir.Ücretlisi, geçicisi, sözleşmelisi, görevlendirilmişi, kadrolusu olmaz.

Aynı okulda, aynı sınıfta, aynı derse gireceksin ama aynı statüye sahip olmayacaksın.

Öğretmen, öğretmendir.

Ücretlisi, geçicisi, sözleşmelisi, görevlendirilmişi, kadrolusu olmaz.

Aynı okulda, aynı sınıfta, aynı derse gireceksin ama aynı statüye sahip olmayacaksın.

Öğretmenler odasına girdiğinizde, herkesin yeri farklı olacak, biri diğerine tepeden bakacak.

Olmaz böyle şey.

Bu yanlıştan dönmenin zamanı hâlâ gelmedi mi?

Daha nereye kadar bu böyle devam edecek?

Daha da önemlisi başka hangi mesleğin çeşit çeşidi var ki öğretmenlere, çocuklarımıza, ülkemizin geleceğine böylesi bir farkındalık reva görülüyor.

Tek tip öğretmenlik bir an önce uygulamaya geçmeli ve tüm öğretmenlerimiz tek statü altında görev yapmalılar. Mevcut sistemin devamı, geleceği hafife almaktır ki, buna da hiç birimizin hakkı olmamalı...

Kontenjan açıkları

Üniversite 2. Ek Yerleştirme sonuçları açıklandı. Kayıtlar, 26 Ekim-1 Kasım tarihleri arasında gerçekleşecek.

Peki, ne kadar boş kontenjan kaldı?

Bu kontenjanlar neden dolmadı?

Kalan boş kontenjanlar ne olacak?

Daha da önemlisi böylesine büyük kaynak israfının sorumlusu kim?

Şişirilmiş kontenjan gönderen üniversiteler mi, bunu gözü kapalı onaylayan YÖK mü, yaptığı işin hakkını zerre kadar veremeyen ÖSYM mi yoksa tüm olup bitenleri uzaktan izleyen diğer kurumlar mı?

Her bir boş kontenjan için harcanan parayla, her bir gencimize istihdam olanağı sağlayabilirdik.

Yüz binlerce boş kontenjan demek, yüz binlerce iş ise buna neden kafa yormuyoruz?

Allah’tan öğrenciler, eğitime yön veren kurumlardan daha bilinçli!

“Girip, mezun olsak, bu diploma ne işe yarardı ki?” diyerek, diplomalı işsizler kervanına katılmadılar ama ne yapacaklarını, nasıl bir yol izleyeceklerini de tam olarak bilmiyorlar.

Burada cevabı aranan soru, kontenjanlar ille de neden dolmadı değil, kontenjan belirlenirken ortaya konulan öngörülerin yanlışlığı.

Keşke enine boyuna araştırılsa...

Cevabı aranan çok önemli bir başka soru ise bu boş kontenjanlardan ne kadarının, ilgili puan türünde yeterince aday olmadığı için boş kalması.

İstatistikler açıklansın ki şapka düşsün, kel görünsün!

ÖSYM, bugüne kadar açıkladığı sınav istatistiklerini bu yıl neden açıklamıyor?

Yoksa barajlar belirlenirken, geriye dönülemeyecek ciddi hatalar mı yapıldı?

ÖSYM tarzı kurumların güvenilirliği şeffaflıktan geçiyor. Bunu kaybettikleri anda varoluş gerekçeleri de sorgulanmaya başlar ki, bunun da ne kendilerine ne ülkemize ne de gençlere ve eğitime bir yararı olur.

Bizden hatırlatması!..

Sorumluluk kimde?

Ülkemizin bir eğitim politikası var mı?

Evet demek mümkün değil.

Hemen her kurum, asıl patronun kendisi olduğunu sanıyor.

Tüm bu kurumları tek çatı altında toplaması beklenen Cumhurbaşkanlığı üst kurullarını ise takan yok.

Güya genel politikaları, Eğitim ve Öğretim Politikaları Kurulu belirleyecek, MEB, YÖK ve ÖSYM gibi kurumlar da onları hayata geçirecekti. Ama bu, bugüne kadar mümkün olmadı.

Şemsiye bir kuruma ya da kurula kesinlikle ihtiyaç vardı ama sanki bu kurul, o kurul değil!..

Milli Eğitim Şûraları da yine aynı şekilde bir üst tavsiye kuruluydu. Alınan kararların bir yaptırım gücü olmasa da genelde dikkate alınırdı. Artık onun da bir işlevi kalmadı.

Eğitimde yaşanan sıkıntıların en önemli nedenlerinden biri de bu!

Eğitim, okyanusta yönünü kaybetmiş bir gemi gibi bir o yana, bir bu yana savrulup duruyor.

Herkesçe kabul edilebilir doğru bir rota çizmek ise nedense hiç kimsenin aklına gelmiyor.

Özetin özeti: Eğitim ciddi bir iş ama biz bunu hâlâ anlayabilmiş değiliz. Anlaşıldığında ise genelde iş işten çoktan geçmiş oluyor...

Abbas Güçlü/Milliyet.com.tr

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
4 Yorum