Kadına Şiddet! İnsanlığa İhanettir

Dünyada ve  ne yazık ki toplumumuzda gün geçmiyor ki kadınlara yönelik şiddet olayları ile karşılaşmayalım. Görmekten, duymaktan, bilmekten rahatsızlık duyduğumuz bu olaylar şüphesiz ki geçmişte de vardı. Sosyal medyanın ve iletişimin çoğaldığı günümüzde kadına yönelik şiddete şahit olmak vicdanları derinden yaralamaktadır. Yapılan araştırılmaya bakıldığında ülkemizde 2008-2020 yılları arasında  3.621 kadının öldürüldüğüne şahit oluyoruz.  Sadece geçen yıl 436 kadının karşılaştığı bu şiddet dolayısıyla hayatını kaybettiğini öğrenmek insanlık adına acı bir durum.

Bu şiddeti uygulayanlara bakıldığında; % 48 eş/sevgili, %30.2 aile,akraba,tanıdık, %9.5 eski eş/eski sevgili, %12,3 tanımadığı/bilmediği kişilerce uygulanmış ve çoğu da vahşice gerçekleştirilmiş. Nasıl bir toplum olduk diye düşünmeden edemiyor insan. Nasıl insanlar bunlar, tabi bu şiddeti uygulayanlara insan denebiliyorsa…

Şiddeti uygulayanlar çeşitli bahaneler sunuyor utanmadan. Hem de ne bahaneler. “Sevdiğimden yaptım.-Onsuz yaşayamayacaktım.-Çok seviyordum.”diğer taraftan “Yemeği tuzlu yapmış.-Evi güzel temizleyememiş. -Çok konuşuyordu. -Çocuğa ödev yaptırmamıştı. -Gömleğimi ütülememişti…” gibi ipe sapa alınmaz bahaneler.

Şiddetin bahanesi nasıl oluyorsa hem de kendinden fiziki olarak güçsüz, savunmasız bir varlığa karşı.

Kadın tarafından red edildiği için yaptığını söyleyeninden tutun da, boşanmak istediği için yaptığını söyleyenleri de görüyoruz. Hatta sokakta yürürken gördüğü kadına sevgili olmayı teklif edince karşılık alamadığı için  şiddet göstereni de gördük. Akşam ıssız caddede yürürken, karşılaştığı kadını omzuna atıp cinsel saldırıda bulunana da şahit olduk. Sebepsiz bir şekilde farklı duygularını tatmin için tanımadığı insanı öldüreni de yok değil.  Üstüne cesedini yakanları. “Belki de canlı canlı yakılmıştır.” Sonra  üzerine  beton döküleni, sonra kaynar suyla haşlananı, sonra yüzüne kezzap atılanı, iş yerinde taciz edilip istismar edilenleri bin bir şekilde şiddete maruz kalan kadınları biliyoruz.  Aklın, fikrin, alamayacağı, vicdanın kabul edemeyeceği şiddete maruz kalmış kadınlarımız var. Sadece bizim toplumda olduğu kimsenin aklından dahi geçmesin. Dünyanın her yerinde kadına yönelik bir şiddet söz konusu. Afganistan da Ferhunde Melikzade’nin öldürülmesi olayı var ki... Videoları hala mevcut. İnsanların nasıl canavarlaşıp sınır tanımadığına şahit oluyoruz. İnsanların insanlığa nasıl ihanet ettiği açıkça görüyoruz. Biz izlemeye dayanamazken insan diye geçinenlerin yaptıklarına şaşırmamak elde değil.

            Kadın en başta insandır, annedir, kardeştir, sevgilidir hem de uğruna çöllere düşüldüğü sevgili. Bir toplumun sevgi ile büyüyüp gelişimini sağlayan en merhametli varlıktır. Anne sevgisi olmadan insanlık yetim kalır. Bugüne kadar yapılan tüm savaşların ana kaynağı erkekler iken kadınlar genel anlamda barış temsilcileridir. Barıştan, sevgiden yana yaratılmıştır. Her ne kadar erkekler olarak onları anlamada güçlük çeksek de, temelde bekledikleri saygı ve sevgidir. Erkeklerin silkelenerek kendine gelmesi gerekiyor. Tüm dünya erkeklerinin kendine gelmesi gerekir. Hele bizim erkeklerin.

"Ey insanlar!

Kadınların haklarınızı korumanızı ve bu hususta Allah’tan korkmanızı tavsiye ederim.

Siz kadınları, Allah emaneti olarak aldınız. Onların iffet ve namuslarını Allah adına söz vererek helal edindiniz. Sizin kadınlar üzerinde haklarınız, kadınlarınızın da sizin üzerinizde hakları vardır…"Diyen peygamberin ümmeti olarak Kadınları Allah’ın emaneti kabul eden ve kadınları anne, kardeş, sevgili olarak görmesi gereken bizim erkekler.

 

Bizim geleneğimizde kadın değerlidir, narindir, nazlıdır. Sevgi, şefkat, saygı duyulması gereken kutsal bir emanettir. Öyle ki “Cenneti dahi ayakları altında biliriz”. Peki ne oldu da kadınlarımıza yönelik bu canilik gittikçe çoğalıyor. Ne oldu da kadınlarımız, Müslümanca düşünceye sahip kişi ve STK'ların, aydın kesimin karşı çıktığı “İçerisinde ahlaksızlığa  yol açacak maddelerin gizlice serpiştirildiği, aile bağlarının koparılabileceğini gördüğü, toplumda ahlaksızlığın önünün açılacağını hissettikleri söyleyerek” İstanbul sözleşmesini savunur hale geldiler. Ellerimizi kafamızın arasına alarak iyice düşünmemiz gerekiyor.

İnsanoğlunun tarihe çıktığı ilk zamanlardan beri kadına yönelik şiddetlerin varlığını biliyoruz. Daha düne kadar Avrupa’da, erkekler kadınlarının boynuna tasma takarak mal gibi meydanlarda satıyordu. Şimdi kadın savunucusu geçinen güya medeni Avrupa’nın kadını nasıl gördüğünü de biliyoruz.

Kadınları köle görmelerini, kadını değersizleştirdiklerini, cinsel obje olarak kullandıklarını bilmeyen yok. Hala öyle kullanırken kadın savunucusu olmaları samimi gelmiyor.

Oysa İslamlaşan toplumlarda kadın değerli bir insan olmuştur. Saygı duyulan, el üstünde tutulan bir varlık olarak görülmüştür. Toplumumuz bu hassasiyetle dünyanın birçok yerine huzur ve adaleti de götürmüştür. Dönem dönem bireysel uygulamalarda çok sıkıntılı durumlar yaşanmış olsa da bizim toplum için kadın her zaman değerli olmuş kutsal kabul edilmiştir.

Peki günümüz de ne oldu da kadınlara yönelik saldırılar artarken kadınlarımıza kulak verilmiyor? Kadınlar ne istiyor diye oturup tartışıldı mı? Hiç ciddi bir şekilde gündem yapıldı mı? Bu kadar şiddet yaşarlarken nasıl bunu önleriz diye çalışma yapıldı mı? Zannetmiyorum.

Baktığımızda kadınlar çok şey istemiyor. Bir ayrıcalık veya üstünlük tanınmasını da istemiyorlar. Yaşanan adaletsizliklerin, haksız yargı kararlarının ortadan kalkmasını istiyor. Kadınlar insanca yaşamak istiyor. Can kaygısı taşımadan yaşamak istiyor. Kadın ve şiddet kelimelerinin yan yana gelmesini istemiyorlar. Bir anne kız çocuğu dünyaya getirirken geleceği hakkında kaygılanmak istemiyor.

Çok mu şey istiyorlar?

Hiç de çok şey istemiyorlar. Dünyanın yarısını oluşturan, kalan yarısını da yetiştiren kadınlar güven içinde yaşamak istiyorlarsa buna kim karşı çıkabilir. Çıkılmamalı da.

Peki ne yapılmalı?

Aslında yapılması gerekenler çok şey değil. Müslümanca bir hayat sürenler için bu hiç de zor değil. Allah’ın emrettiği biçimde davranmaları ve peygamber efendimizi örnek almaları yeterli gelecektir ki Müslümanlar bunu yapıyorlar. Müslümanım deyip Müslüman olamayanların da tez elden Müslümanlaşması gerekir. Çünkü İslamiyet insanlara şahsiyet kazandırır şahsiyetli insanların zulüm etmesi imkansızdır. Müslüman olmayıp farklı dinlerden olanlar için de zor bir şey değil. Dinlerine göre yaşadıklarında dinin özünde İslamiyeti bulacaklardır. Özünde onlar da barışı, adaleti, merhameti barındırır.

Seküler bir hayat  yaşayanlar için de bu çok zor olmasa gerekir. Toplumun dinamikleri, gelenek ve görenekleri göz önüne alınarak yeni yasalar çıkarılmalıdır. Erkek egemen bit toplumda eşitlik istiyorsa anladıkları eşitlik verilmelidir.  

            Hasıl-ı kelam, Vakit kaybetmeden kendi toplumumuzun ihtiyaçlarına cevap verecek kanunlarla düzenleme yapılmalıdır. Öyle bir kanun yapılmalı ki hiçbir erkek bir kadına psikolojik ve fiziki bir saldırıya yeltenmeyi aklından geçirmesin. “Bana ne olacak, 3-5 sene yatıp çıkarım.” Rahatlığı kökünden kazınmalıdır. Mutlu ve huzurlu bir toplum için kadınların can sağlığı güvence altına alınmalıdır. Her zaman söylediğim gibi var olan enerjimizi, gücümüzü ülkemizi imar etmeye, milletimize ve insanlığa hizmet etmeye ayırmamız gerekir. Kimse kadınlarımızın mağduriyetini görmezden gelerek toplumun altına dinamit koymaya kalkmasın. Gelin bir olalım, iri olalım, diri olalım.

 

              Selam ve dua ile sevgi ve saygılarımı sunuyorum. 

 Hacı KAYMAZ

 Eğitimci Yazar

www.facebook.com:haci.kymz

Istagram:hacikaymaz

E-Posta: haci_kaymaz@hotmail.com

Twitter:@HaciKAYMAZ

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.