banner476

Gönlü Kırık Bir Eğitim Ordusu

Ülkemizde öğretmenler (atanan ya da atanmayan olarak) hep hedef tahtasında.

Meb Personeli 28.04.2018, 12:12
Gönlü Kırık Bir Eğitim Ordusu

Bu nedenle  gelen hedef alıyor giden hedef alıyor şu sözlerle:

’’Nişan al,  hedef öğretmen!’’

Ve öğretmen adeta günah keçisisi sayılıp şamar oğlanı yapılıyor.

Hedef  ve günah keçisi  olunca da saldıran saldırana tabi...

Bazen hedefteki atanan bazen de  atanmayan öğretmen oluyor. Yalnız hedef tahtasındaki   öğretmen hangi durumda bulunursa bulunsun  yöneltilen ağır  salvolarla öyle yaralanıyor öyle inciniyor öyle kırılıyor ki... Gerçekten bunun üzerinde  hisli düşünmek gerekiyor.

Ama gelin görün ki öğretmeni (atanan ya da atanmayan) hisseden ya da düşünen pek yok gibi.

Bunlardan dolayıdır ki  her fırsatta  ‘Gönül  Ordusu’ diye övdüğümüz  ya da güzellediğimiz öğretmenin gönlü  kırıldıkça kırılıyor.  Öyle ki kanadı kırık bir kuş misali uçmaya çalışıyor. Bu haliyle uçabildiği bildiği kadar uçabiliyor işte.

Bu nedenledir ki atanan ya da atanmayan (bu orduyu bir bütün olarak görmemiz gerektiği için ayırmıyorum) öğretmen topluluğu için söylenen ‘Gönül Ordusu’  tanımlaması,  her ne kadar  dilden ya da kalemden böyle dökülüyor olsa da fiiliyatta  ‘Gönlü Kırık Ordu’ olarak karşımıza çıkıyor. Ama olaya  doğru  yerden  bakarak bununla bir türlü  yüzleşemiyoruz.

Ve biliyoruz ki  çoğu kişi hala bu gönül kırıklığını anlamış ya da hissetmiş değil.

Anlamayı ya da hissetmeyi bırakınız,  atanan ya da atanmayan öğretmenin duygularını ve düşüncelerini,   sarf ettikleri sözcüklerle adeta bir  sakız gibi  çiğniyorlar.

Hem de eze eze hem de üstüne basa basa hem de öğretmenin duygularıyla ve düşünceleriyle oynayarak... Öyle ki bu duygular üzerinde at koşturuyorlar, sanki duygu değil oyuncak gibi davranılarak...

Zannediliyor ki  atanmayan/sözleşmeli/veli-öğrenci-yönetici ablukası altında  performası değerlendirilecek olan öğretmenin içinde bulunduğu durum bir LUNAPARK oyunu... Hiç de öyle değil aslında. Ama konumu ne olursa olsun  öğretmene ve  sorunlarına/sıkıntılarına/dertlerine  dönük  devamlı ısıtılarak geliştirilen basit ve önemsiz algının ve bakışın bir sonucu bu durum.

Son olarak ise  atanmayan  öğretmenlere dönük  ezici,  kırıcı,  yaralayıcı,  küçük düşürücü  sözcükler, Yeni Şafak gazetesi yazarı Cemile BAYRAKTAR’dan geldi.

Bayraktar,  ne yazık ki  attığı tivit ile sözcüklerini  atanmayan öğretmenlerin   kırık  gönlüne  yollamış, o gönlü daha da kırmış,  diyor ki:

’’Seçime birkaç ay  kaldı ama  atama bekleyen öğretmenler hâlâ başımızın etini yemek için twit atmaya başlamadı,  endişeliyim.’’

Elbette bu kırıklar, yaralar bu sözcüklerle daha da açılıyor.

Sayın BAYRAKTAR!

Dokunsanız ağlayacak durumda olan atanmayan öğretmenlere bir anne  şefkati  ile yaklaşmanızı beklemiyoruz ama bir  anne olarak kendinizi onların anneleri yerine koyabilirsiniz.

Bu bağlamda  Sayın Bayraktar’a sormak lazım, atanmayan  öğretmen   bir kızınız ya da oğlunuz olsa ona da bu sözleri  sarf eder miydiniz?

Bazen bir insan, bir anne duyarlılığı göstermek lazım diye düşünüyorum.

Ve düşünsel olarak  empati yapmak lazım her zaman  zira öyle bir hayat ki bu hayat  gün gelir  Tanrı sizin önünüze yapmadığınız empatiyi yapmanız için fiili bir durum çıkarır.

Ayrıca şunları da  ifade etmeliyim:

Atanmayan öğretmenler  sizi dert ortağı görüp dertlerini/sorunlarını/sıkıntılarını/çıkmazlarını/açmazlarını sizinle paylaşmışlar. Yani size açılmışlar.  Sizden  bulundukları durum için destek ve dayanışma  istemişler.  Dinimizde de dayanışma  (salat)  engin ve geniş bir ibadet şekli değil midir?

Kusura  bakmayın Sayın Bayraktar,   atanmayan öğretmenler bundan sonra sizin başınızın  etini yemezler, sizin başınızı ağrıtmazlar, sizin başınıza üşüşmezler, sizin başınıza yük olmazlar.

Bundan emin olabilirsiniz.

Onlar artık başlarının çaresine bakarlar.

Zaten bu  sıralar herkes  onları başından atıyor, onlara  başka başka kapılar gösteriyor. Bu durum adeta bir eğilim oldu. Ama can yakıyor.

Size tavsiyem şudur:

Başınızı biraz kaldırıp gerçeklerle yüzleşiniz. O gerçeklerin içindeki hislere bakınız. Hislerin gözlerindeki çaresizlik, yalnızlık size çok şey hissettirebilir ve düşündürebilir. Ve biliniz ki bu sorunu bu çocuklar yaratmadı.

Pekala  siz şunu  biliyor musunuz?   Daha birkaç ay önce  atanmayan iki öğretmenin, birisi intihar ederek diğeri iş kazasında,  hayatlarının baharında hayata gözlerini yumduklarını... Onun için can alıcı bir sorun diyoruz. Can alıcı bir sorunun çözümü için  kafa yormak gerekmez mi? Bu sorunu yaratanlara karşı mağdur  olan tarafta yer  alarak sorunun çözümü yolunda  onlarla  bir destekleme ve dayanışma eylemi içinde bulunmak daha doğru, duyarlı  ve vicdani bir davranış olmaz mı?

Sizden bu konuda bir dayanışma ya da destek beklemiyoruz artık,  lütfen,  atanmayan öğretmenlerin duygularına ve düşüncelerine tepeden bakmayın, bu bize yeter! Üstenci tutum takınmayın yani.

Hal böyle iken;

Öğretmen, atananı ya da atanmayanı ile birlikte hedef tahtasında iken sendikalarımızın okullarda yaptığı  ‘Öğretmenime Dokunma!’ kokartlı eylemi ne kadar etkili oluyor  ve ses getiriyor sizce? Kamuoyu oluşturma gücüne sahip mi mesela? Kamuoyunda bir farkındalık yaratabiliyor mu mesela?

Atananı ya da atanmayanı ile birlikte öğretmen;   bıçaklanıyor,  tekmeleniyor, kurşunlara maruz kalıyor, boğazlanıyor, kırılıyor, bunaltılıyor, aşağılanıyor, eziliyor, küçümseniyor,  yaralanıyor...

YANİ ÖĞRETMENİN ATANANI VE ATANMAYANI İLE ÇEKTİKLERİ BİTMEK BİLMİYOR.

VE  HER SEFERİNDE  ‘GÖNLÜ KIRIK ORDU’ olarak karşımıza çıkıyor ÖĞRETMEN.

Atananı, atanmayanı ile...

Ve asla unutmayınız gönlünü kırdığınız atanmayan öğretmenin bir gün atanan öğretmen olarak karşınıza çıkacağını...

Onun için bu olaya bir bütün bakmalıyız...

ATANAN YA DA ATANMAYAN ÖĞRETMENLERLE  DAYANIŞMA İÇİNDE OLMALIYIZ... ONLARI BİRAZCIK HİSSETMELİ VE ANLAMALIYIZ.

Saygılar...

Yusuf SEVİNGEN

Yorumlar (0)

Gelişmelerden Haberdar Olun

@