banner476

Öğretmenin Öğrenme Yolculuğu

Geçen gün bir arkadaşım ile hoşbeşten sonra eğitim üzerine hasbihal ettim.

Meb Personeli 24.03.2019, 16:31
Öğretmenin Öğrenme Yolculuğu

Arkadaşım da benim kafadan olunca zihin dünyamız açıldı, fikirlerimiz özgürleşerek özgüleşti.

Şöyle ki;

Öncelikle ifade etmeliyim ki burada yazılanlar hayal dünyasından süzülenlerdir.

Gerçek dünyanın koşullarına, durumuna ve özelliklerine hiç mi hiç uymayan lakin zihin dünyasında keşfedilmeyi bekleyen bir vaha sanki.

Ama her sabahın bir akşamı, her yazın bir kışın olduğu gibi oraya gitmenin de bir külfeti var elbette.

Yok öyle üç kuruşa beş köfte. Biraz hareket gerek. Ama çok güzel ve farklı...

Bu diyarın kışkırtıcı bir  yönü daha vardır. Hatta ‘yok daha neler!’ dedirtebilir size. Ağzınızı açık bırakabilir. 

Ama insanoğlu öykünerek değil özgürleşip özgüleşerek tarihe not edilebilecek  bir hikayeyi yazabilir. Yoksa tıpkıbasım olur, tekdüze sarmalından çıkamaz, kendi yağında kavrulur durur. Unutmayınız  insanoğlu kavrularak değil savrularak evrilmeye yüz tutar. Durağanlık, sıradanlık insanı tür olarak yerinde saydırır, dönme dolap gibi yerinde döndürür yani insan bu ahval ve şerait içinde bir yere varamaz. Gelin görün ki  derinliğin kaygısı ve korkusu, insanı sığlığa zorunlu kılıyor.

Tarihin bizleri aydınlatan sihirli hüzmesine bakınız bakalım,  göreceğiniz şey: EVRİM MİRASIDIR. Bu değişimi sakın ola yozlaşma, kendinden kopma, kaypaklık  olarak değerlendirmeyiniz. Elbette insanda bunlar da baş gösterebilir ama benim lügatımda evrimin tanımı içinde bunlara mahal yok. Evrim derinliğin alametifarikasıdır.

Herkesin bildiği bir kitap var. Bu kitapta anlatılan,   insanoğlunun elinden çıkmış,  zihin dünyasındaki o bahse konu vahadan kopup gelmiş  bir hikaye insana örnek olabilecek türden. Kitap: Martı Jonathan Lıvıngston. Kendisini özgür hisseden bir martının hikayesi. Kendisini özgür hisseden bir martının,  kararlılığı, yılmaz bekçiliği değil zorluklara ve engellere karşı  yılmaz taarruzu  ile kendi kendine özümseyerek nasıl öğrenebileceğinin, kılavuzu karga olmayınca kendisini nasıl açıp aşabileceğinin, en sonunda da özgüleşeceğinin öyküsü. Öykünmeden uzak bir öykü. Aslında insana yakışan, adeta  evrime kök söktüren,  insana kendi yaşamını kurma fikrini aşılayan bir öykü.   Bu aşılama beraberinde bir insanın kendini bile  aşabileceğini gözler önüne seriyor.  İpini koparmak ya da kaçkınlık olarak görmeyiniz bunu lütfen. Ben, keşif için gezginlik diyorum. Tabii gerçek dünyanın kurallarından, koşullanmalarından, çıkmazlarından, koşullarından, algılarından, manipülasyonlarından  soyutlanarak yapılan bir seyahat. Etkileyici bir seyahat. Şapka çıkarılacak hatta mevcudun albenisini dama atacak hatta ve hatta devinimin devrim gazıyla evrimi aydınlatacak bir seyahat.

Bakınız,  İlber Ortaylı Bir Ömür Nasıl Yaşanır?’ adlı son  kitabında ne diyor:

Cesur olun. Kendinizi rahat hissettiğiniz alanın dışında pencereler açın. Farklı dünyalarla ancak böyle tanışırsınız. Ben hep yerimde dursaydım, dünyamı değiştirecek insanları aramasaydım, bugün tanıdığınız ben olmazdım. Bir insanın bittiği an, miskinliğe esir olduğu andır. İnsan, konforundan vazgeçmeyi göze almalıdır. Kendi dünyasını yerinden kendisi oynatmalıdır.”

Öğretmenlerimiz de  üniversiteyi bitirip akabinde -tabii şansı yaver gidenler için geçerlidir bu- atanınca öğrenme defterini kapatıyor. Doğal olarak öğrenme defteri kapanınca öğrenme yolculuğu da olmuyor. Halbuki öğretmenler,  öğrencilere o yolculukta yarenlik yapanlardır. Bu durumda öğrencinin bu yolculuğu bir yalnızlıktır. Yapayalnızlık... İşte tam da bu noktada öğretmen, bu yolculukta kılavuz boşluğunu dolduran olarak tanımlanabilir. Bu bakımdan diyebiliriz ki  yeni dünyada öğretmenin temsil ettiği, tanımı artık revize edilmelidir.

Bilinmelidir ki öğretmen kendini ve öğrenme defterini  kapatınca bir kısırlığa, durağanlığa, sığlığa, darlığa,  tekdüzeliğe mahkum oluyor. Bu mahkumiyet öğretmeni,   öğrenme yolculuğundan mahrum bırakıyor. Bence öğretmen önce kendini açsa sonra açılsa buna mukabil özgürlüşse sonra özümsese en sonunda özgüleşecektir. Ama öğretmenin zihin dünyasındaki vahaya giden yol bazı barikatlarla kapatılmış.  Hatta bazı düşünceler de öğretmen için bir mahzen gibi. Zihin dünyasının dört tarafını örüyor.  Öğretmen işte bu ahval ve şerait içinde durağanlığa, kısırlığa, sığlığa, tekdüzeliğe  şartlanmış. TIPKIBASIM BİR EĞİTİM DÜZENİ DE İYİ  BİR İŞ ÇIKARAMIYOR.

Ziya SELÇUK da tam bu bahsettiğimiz noktaya parmak basmış ve öğretmeni şöyle görmüş:

Öğretmen nitelikli olur, kaliteye önem verir, kendini yetiştirirse, öğretmenliğin bir öğretme değil temsil meselesi olduğunu, öğretmenin kendi öğrenme yolculuğu olduğunu fark ederse o zaman bir noktaya varacağız."

VARACAĞIMIZ NOKTA,   ÖZGÜRLÜKLE ÖZGÜN YANİ ÖZERK YAŞAMLARI KURMAK OLACAK.

Gelecek, bize bu noktayı işaret ediyor.

O ZAMAN NE DURUYORUZ!

Saygılarımla...

Yusuf SEVİNGEN

 

Yorumlar (0)

Gelişmelerden Haberdar Olun

@