Öğretmenler, İlber Hoca ile Buluştu

Malum öğretmenlerimiz, içinde bulunduğumuz süreçte çevrim içi (online) suretiyle sene sonu hizmet içi eğitimlerine devam etmektedirler. Bu kapsamda 25 Haziran 2020 Çarşamba günü İlber ORTAYLI Hoca’mız öğretmenlerin huzurundaydı. Bu yazı vesilesi ile öğretmenlerimizle İlber Hoca’yı buluşturan yetkililere teşekkür ederiz.

Meb Personeli 26.06.2020, 20:26
Öğretmenler, İlber Hoca ile Buluştu

Öğretmenlerimizin ekseriyeti Sayın Ortaylı’nın sunumundan memnun kalmışlardır. Bunu sosyal medya ortamlarında rastladığımız öğretmen paylaşımlarından anlıyoruz. Mesela bir öğretmenimiz demiş ki: ‘‘İlber Hoca döktürüyor.’’ Bir diğer öğretmenimiz de demiş ki: ‘‘İlber Hoca’mızın ağzından öğretmenlerin ne denli önemli bir role sahip olduklarını duymak gerçekten güzel... Zaten eğitim öğretmene önem verilerek şaha kalkmaz mı? Dileriz, öğretmene önem verilmesi telkini sahaya da yansır da bizler de bundan böyle öğretmeni basit ve sıradan gören bakışlardan ve dillerden yakınmayız.’’

Biz, İlber Hoca’nın konuşmasına yavaş yavaş geçelim dilerseniz...

Başlangıçta İlber Hoca’nın fırçasına maruz kalır mıyız acaba, diye öğretmenler üzerinde bir endişe hasıl olmadı desem sanırım dürüst davranmamış olurum.

Hepinizin bildiği üzere Sayın Ortaylı’nın bir eleştiri jargonu var.

Gülüşüyle, mimikleriyle, jestleriyle, tonlamasıyla bütünleşen bir eleştiri jargonu bu... Hatta sosyal medya ortamlarında sıkça kullanılan...

Neyse biz gelelim İlber Hoca’nın konuşmasına...

İlber ORTAYLI Hoca, konuşmasına maarifin tarihinden bahsederek başladı.

19.yüzyıldan itibaren maarifin merkezileştiğini ortaya koydu. Evveliyatında eğitim işinin dinsel görünümünden ve vakıflar üzerinden yürütüldüğünden bahsetti biraz. Bizde ise bu merkezileşmenin Tanzimat ile başladığını, cumhuriyet döneminde ise tevhiditedrisat ile taçlandırıldığını dile getirdi.

Cumhuriyetin ilk zamanlarındaki eğitim ve sağlık atılımlarının öneminden ve yerindeliğinden dem vurdu. Hatta Batı’nın bu atılımlarla ilgili olumlu görüşlerini paylaştı. Bu noktada Atatürk ve silah arkadaşlarının paylarını ve haklarını teslim etti.

Sonra eğitim sahasına ilişkin değerlendirmelerine başladı.

Tabii tarihten kesitler sunarak...

Aziz Sancar başta olmak üzere Türk eğitim sisteminden çıkan çok iyi örnekleri bizlere sundu. Adeta bizden de çıkar çığır ve ufuk açan insanlar, vizyonunun ütopikliğini değil, gerçekliğini ortaya koydu.

Eğitim sahası ile ilgili mütalaasından hareketle çıkarımlarımız ise şöyledir, madde madde sıralayalım:

1- Eğitimin 3 sacayağı var. Öğretmenler, kurumlar, okul çevresi... Aslında bunlar eğitim paydaşları, iç-dış paydaşlar yani...

2- Öğretmenlerin niteliği için özellikle Gazi Eğitim Enstitüsü gibi yapıların rol modelliğine temas etti. Eğitim fakültelerinin bu noktada geri kalmışlığını direkt söyledi. Niteliğin nicelikten önce geldiği gerçeğini yüzümüze vurdu. Demek ki çok fazla eğitim fakültesi açmak doğru değil. Bu noktada eski liselerin kalitesinin şimdilerde üniversitelerde dahi olmadığına dikkat çekti. Batı’da, özellikle ABD’de, üniversite eğitimlerinde niteliğin düşüşünden bahsetti.

3- Öğretmenlerin idealistliğini giderek kaybetmesinin büyük bir kayıp olduğunu ifade etti. Öğretmenin dağ köyündeki ışığı büyüten ‘kurtarıcı’ vasfını yitirdiğinden dem vurdu. Bunun öğretmenin kendisinden de kaynaklı olabileceğini söyleyerek aslında bizlere öz eleştiri pencerelerimizi açmamızı telkin ediyor.

4- Eğitimin süre sınırlandırmasını doğru bulmuyor. Yani okul 5 gün faaliyet süren, belli mesai saatleri olan bir yapı değil diyor. Binaenaleyh eğitim 7 gün var olandır diyor. Yalnız öğretmenin didaktik bir figür olmaktan çıkmasını, idealistliği ile çocuklara hayat becerilerini kazandıracak bir rol modelliğe soyunmasını telkin ediyor. Bu noktada hayata temas edecek olan yan dallara vurgu yapıyor. Söz gelimi tiyatro, müzik, spor, dans, gezi gibi sosyal/kültürel/sanatsal/sportif etkinlikler vs... Bu bağlamda gençleri bir konferansında öğütlediği şu sözleri aklıma geldi: ‘‘Evlenip mobilyacı gezeceğinize dünyayı gezin.’’ Burada İlber Hoca’nın yabancı dil vurgusuna da dikkat çekebiliriz. Ama İlber Hoca, bu konuya dilin mantığını kavrama noktasından bakıyor. Tüm dilleri birbiri ile ilişkilendiriyor. VE FİLOLOJİNİN ÖNEMİNDEN DEM VURUYOR.

5- Öğretmenliğin kendine güven duyan, ayakları yere sağlam basan bir meslek olabilmesi için de öğretmenin yaşam standartlarının yükseltilmesini salık veriyor. Büyüklerimize tabii... Sanırım birtakım maddi-manevi güvencelerle öğretmenin bu mesleği daha kendini vererek ve özgürce icra edebileceğini düşünüyor. Aslında her alanda bu böyledir. Mesela hakimlik teminatı vardır hukukumuzda. Neden öğretmenlik teminatı olmasın. Olabilir. Hem hukuki hem mali güvenceler öğretmeni kendine güvenen, gözü pek, gelişime açık bir birey haline getirebilir. Bence Sayın Ortaylı’nın bu önerileri çok kıymetlidir diye düşünüyorum. Çünkü İlber Hoca, olaylara rafine edilmiş bir tarihsel perspektiften bakmaktadır.

6- Öğretmenlere, eğitimin serüvenine ilişkin tarihsel bir bakış kazanmaları için Reşat Nuri Güntekin’in ‘‘Çalıkuşu’’ ve ‘‘Acımak’’ romanları okumalarını tavsiye etti.

7- Eğitim enstitülerinin halihazırdaki kurumsal yapılanmada bir rol model olabileceğini ifade etti. Bunların kapatılmasının yanlışlığından bahsetti. Ayrıca köy enstitüleri ile eğitim enstitülerinin kapanmasının yanlışlığına dikkat çekerek yatılı ve burslu okulların geliştirilmesine dikkat çekti. Aslında büyüklerimize bir telkin de buradan geliyor. Örnek kurumları kapatmak yerine açmak lazım. Yani çok imam hatip değil, çok yatılı ve burslu okul açmalı. İşte bu nokta işin içine siyaset giriyor. Siyaset girince zaten eğitim karman çorman oluyor. Çünkü herkesin kafa başka türlü çalışıyor. Sonra gelsin çıkar çatışmaları ve menfaat kavgaları... Eğitim ortamı allak bullak oluyor. Halbuki eğitim sade olursa anlaşılır olur. İşler rayına girer. Ve eğitim çarkları yeni nesiller için dönmeye başlar.

8- Sayın Ortaylı, okul-aile birlikleri gibi yapıların daha dar kapsamlı olması hasebiyle okul ile çevrenin yani okulunun bulunduğu yerleşim yerinin karşılıklı ilişkisinin önemine vurguda bulundu. Yerleşim yerinin, öğretmene sahip çıkmasının ve benimsemesinin kıymetine parmak bastı. Toplum-öğretmen cepheleşmesinden değil, toplum-öğretmen ilişkisinin geliştirilmesinin ve bu ilişkinin eğitime katkı sunmasının öneminden ve kıymetinden bahsetti.

Sonuç olarak İlber Hoca, tarihi bir hüzme ile eğitim sahasını aydınlattı. Bizlere yollar sundu. Bu yolları tutmak öncelikle kurumların elinde, sonra okul çevresinin, ondan sonra da öğretmenlerin, tabii bunlar eşit paydaşlar, biri bir diğerinden üstün değil... Bir zihin ve kültür dönüşümü diyelim buna. Dönüşüm ancak bu 3 sacayağının uyumu ile olabilecektir. Yoksa dönüşüm, KÖRDÜĞÜM OLUR. Bir bakın şöyle değişimlerimizin ne denli kör topal ve kördüğüm olduklarına... Hiçbirinin menzile ulaşamadıklarına...

İlber Hoca’ya teşekkür ederiz.

Saygılarımla...

Yusuf SEVİNGEN

Yorumlar (0)

Gelişmelerden Haberdar Olun

@