Her mezunu devletin alma gibi bir görevi yok.

Her mezunu devletin alma gibi bir görevi yok.

Her mezunu devletin alma gibi bir görevi yok.

 - “Çok güzel imkanlar sunuyorsunuz, çok teşekkür ederiz. Ama Sayın Bakanım, atanmak istiyoruz. Tarih öğretmenliği okuyorum. 5’inci sınıftayım."

- O konuda net söylüyoruz, her mezunu devletin alma gibi bir görevi yok.”

- “O zaman almasınlar üniversiteye”

- “O zaman gelmesinler. Hiç benle polemiğe girme!"

Yemeğe oturacakken iştahımı kaçıran bu diyalog Tarih öğretmenliği 5’inci sınıfta okuyan bir meslektaşım ile Spor Bakanı Suat Kılıç arasında geçti.Daha ilk cümlede binlerce kişinin öfkesini haddeden geçirip nezakete dönüştüren bu ses ruhumu okşadı ve ardından gelen diğer cümleler...

Hatırlayacağız, uzun zaman olmadı; Ömer Dinçer, girdiği ders saati kadar ücret alan ve ancak günlük altı saat ile sigortası sınırlandırılan ücretli öğretmenler için, "Terörist propagandası yapıyorlar" demişti. Milli Eğitim Bakanımız bu "en sert" hamleden sonra öğretmenler için güvercin mi demedi, civciv mi, kedi mi, kuş mu? Bilemem ama işin rengi daha başından en sert halini almıştı.

- Peki, ama! Bakan'ımız, ücretli öğretmenleri ders verme yeterliliğinde görmeyen bakan'ımız, bu düşüncelerinin arasına en sadecesini neden katmaz da, kadrolu öğretmenlerden fazla ücretli öğretmenlere istihdam sağlar? 

Bu soru aslında birçok sorunun cevabıdır. Mesela Spor Bakan'ının bir vatandaşla ne münasebetle bu üslupla konuştuğunun. Milletin eğitiminden sorumlu bakan'ımız bu şekilde garip hallerde gezinirken saygının bu derece değerini yitirmesi doğaldır; çünkü eğitim en karmaşık sorundan en sade soruna yansıyan bir başlıktır. Bakan ile Gören arasındaki farkı bilmek gibi...

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
19 Yorum