Dipsiz Kuyudan Sendikacılara Ses Var...

Dipsiz Kuyudan Sendikacılara Ses Var...

DİPSİZ KUYUDAN SENDİKACILARA, SES VAR! EĞİTİM-BİR-SEN’E DUYGUSAL ÇAĞRI: BİZ! SİZİN BİZİ SEVEBİLME İHTİMALİNİZİ SEVMİŞTİK.

Eğitim-Bir-Sen Genel Başkan Yardımcısı Atilla Olçum’a …

Karlı bir 15 Ocak akşamında öğrendik “adı başka sesi başka” şiir tadında konuşan sendikacı arkadaşımızdan “Adı bizim, kalıbı ve ruhu ise pozitivist bir zihniyet tarafından inşa edilen eğitim sistemi” ne sahip olduğumuzu… Eğitimin, “Bireyi ebediyet fikrine bağlayarak kendini bilme erdemine ulaştıracağına, seküler yaşam tasavvuruna ait fantezilerini bilinçaltına depoladığını…” ve “Böyle bir sisteme “milli eğitim” demenin mümkün olmadığını.”

15 Ocak’ta, memurların %7.33’lük maaş zammı alıp, kimi memur sendikalarının postane önlerinde protesto eylemi başlattığı, sendikalardan istifa haberlerinin gelmeye başladığı günün gecesinde öğrendik bütün bunları… O güne kadar farkında değildik  “Ne eğitimin adının bizim, kalıbı ve ruhunun başkalarının olduğundan ne de seküler yaşam fantazilerinin depolandığından…”

Haksızlık etmeyelim,“Meb’in alandan kopuk, gerçeklerden uzak, hukuki açıdan da tutarsız günübirlik kararlarının çözüm üretmediğini, öğretmeni dipsiz bir kuyuya atttığını da öğrendik.”, “Onur” çıkışıyla bir gün öncesinden…

Oysa “Acını süpürmek için açtığında kapıyı, beni burada arama, arama anne, kapıda adımı sorma!” diyordu idamını bekleyen şair.  O, artık orada olmayacaktı. “Geride masa üstünde boynu bükük, kaldı kağıt kalem.” diyordu. “Kefenin cebi yok.” diyordu. Beni burada arama artık diyordu…

Yine, soğuk ve karlı bir Ankara akşamından sesleniyordu bir başka şair:

“Ve belli bir saatten sonra sokağa çıkmamayı öneriyordu haber bültenleri

Yumurta kokan arkadaşlarla paylaşılan kahverengi sıralarda,
Ben, senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum.” diyordu.

Bizler, dipsiz kuyularda halen yumurta kokan arkadaşlarla kahverengi sıraların özlemindeyiz.  Ya siz! Ya sizler! Dipsiz kuyulara, kim tarafından ve ne şekilde itildiğimizi mi merak ediyorsunuz gerçekten? Düşünün… Hatırlayın… Yumurta kokan arkadaşlarınızla aynı sofraya diz kırmanın özlemini çektiniz mi? Profesyonel sendikacı olduktan sonra da bizi sevmeye devam edebildiniz mi gerçekten? Çünkü biz! Sizin bizi sevebilme ihtimalinizi sevmiştik.

Nurettin Topçu'nun ifadesiyle "Her şeyden evvel öğretmen, hayatımızın sahibi olmaktan ziyade sanatkârdır. Kullanıcısı değil yapıcısıdır. Seyircisi değil aktörüdür." Madem öyle binlerce öğretmen üyenizle kalıbı ve ruhu pozitivist bir zihniyete evirilen sisteme; siz ruhunuzu koyun! Düşlediğiniz medeniyeti sizler inşa edin. Nasıl olsa ne yapılsa beğenmezsiniz... O işler, öyle Mavi Kuş'tan nutuk atarak olmuyor Bayım...

 

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
14 Yorum