Türk Eğitim Sen'in Ateşi Hükümeti de Yakar mı?

Türk Eğitim Sen'in Ateşi Hükümeti de Yakar mı?

Cem Altınyayla Soruyor Türk Eğitim Sen'in Ateşi Hükümeti de Yakar mı?

 Dün bir yazı yazdım ve ataması yapılmayan öğretmenleri yakan sloganın nelere yol açtığına değindim. Amacım herkesin çıplak gözle fark ettiği gerçeği eğip bükmeden cesaretle tahlil etmekti. Meğer ne büyük hata yapmışım. Haddimi bildirmeye çalışanından tutun hizaya gelmeye çağıranına kadar bir yığın kuru gürültüyle muhatap oldum. Ne yalan söyleyeyim ağzına geleni söyleyen yorumcular beni kaygılandırdı. Kaygım  korkudan değil, sadece üzüntüden ileri geliyor. Demek ki insanlar kitle psikolojiyle hareket edince gerçeği algılamak yerine holiganlaşabiliyorlar. Şahit olduklarımdan sonra söyleyebileceğim tek şey doğrusu ‘Mümkünlü'de her şeyin mümkün olduğu'dur.

Dün “Şubatçılar Tezgahı Toplayabilirler” diye yazdığım yazıda; adı kamuoyunda ‘şubatçılar' olarak anılan gurubun nasıl başlayıp, nasıl devam ettirip, nasıl bitirdiklerine dair teker teker gördüğüm hataların altını çizmiş ve strateji yanlışlığını irdelemiştim. Özetle ataması yapılmayan öğretmen kitlesinin özgün kalmak yerine yaptıkları stratejik hata nedeniyle üzgün kaldıklarına dikkat çekmiştim.

 

Başbakan'ı bile harekete geçirecek kararlılıktaki bir gurubun yanlış sufle ve klavuzla yaptıkları işi nasıl kendi başlarına geçirdiklerini anlatmaya çalışmış ve “game over” diye bitirmiştim. Bu gün söz konusu sendikadan cevap; “ATAMASI YAPILMAYAN ÖĞRETMENLERİN ATEŞİ; BU SORUNU ÇÖZMEYENLERİ, GÖRMEZDEN GELENLERİ ER YA DA GEÇ YAKACAKTIR”olmuş. Bu cümle benim tezimi doğrulayan cümledir. Sonuç almaya yönelik değil, mağdur kitleyi siyasal gard almaya ve devşirmeye yöneliktir. 'Dervişin fikri neyse zikri odur' derler. Ben de, tam da bunu söylemeye çalıştım. Şubatçılar denen gurubu kullanmaya yönelik siyasal bir obje olarak görmenin yanlışlığına işaret edip, tek amaçları atanmak olan masum bir kitleyi gizil amaçlar uğruna savurmanın ahlaki olmadığının altını çizmeye gayret ettim. Benim sendikalar veya sendikacılıkla işim olmaz. Ben umuda yolculuğa çıkanların umuduna kurşun sıkmanın yanlışlığı kadar, umuduna kurşun sıkılanların ‘nerde hata yaptık' diye sorgulamak yerine; kitleyi devşirmeye yönelik yapılan sufleye tempo tutulmasının ortaya çıkardığı açmaza projeksiyon tuttum. Savaşa giden asker ile onu cepheye süren komutanın niyetlerinin kesişmemesi her zaman hüsranla sonuçlanmıştır. Bunu bilmek için tarihçi olmaya gerek yok.

 

“Son on yılda Türkiye'yi nereden alıp nereye getirdiği belli olan, halk desteği yüzde ellinin üzerinde bulunan bir siyasal harekete karşı” tespitime “Senin ne olduğun anlaşıldı” diye yorum kadar fanatizm müptelası adamları görmek beklediğim bir şeydi. Fanatizm müptelalarına “Türkiye eski Türkiye değil. Parmakla oynatılan siyasetçi yerine ‘Her taşın altından Çapanoğlu çıkıyor' diye bütün taşları yerinden oynatan siyasetçi ile karşı karşıyayız. Adam ‘Ananı da al git' diyor. Millet mimik ve yüz ifadesinden samimiyet okuyup desteğini daha da artırıyor ” diyorum. Biliyorum şimdi bazıları yorumlarında bana sandık müşahit kartı gönderecekler.  Holiganlıkları gereği gözlerini yumacaklar ve ağızlarını da açacaklar. Ama unutmayalım ki biz gözümüzü kapadık diye asla gece olmayacak.

Türk Filmleri sadece bizi güldürmeye devam edecek. Ve ben, bütün Türk Filmlerinin birbirinin kötü bir kopyası olduğunu, sonucunu herkesin tahmin edebildiği senaryoların heyecanla izlenmesinin kötü yapımları teşvik emekten başka bir işe yaramayacağını anlatmaya çalışacağım. Kimsenin hevesini kursağında bırakmak gibi bir niyetim yok. Hevesleri kursaklarında bırakılanlara kralın çıplak olduğunu bir siz fark edemediniz demeye çalışacağım.

 

Her defasında Küçük Emrah'ın ağlayacağını, Erol Taş'ın kötü adam rolünde çıkacağını, İnek Şaban'ın yaptığı bütün sakarlıklara rağmen işinin rast gideceğini, evden kaçan kızın yolda bindiği kamyonun şoförünün bıyıklarını buracağını, ‘Sizi çok sevdim size baba diyebilir miyim' repliğin sonunda yükselen ‘oğlummm'sözcüğü ile birlikte arka fondan ‘he he he bu iş tamam' sözünün duyulacağını bile bile filmi izlemeye devam etmeyi sahi nasıl açıklayabilirim o nu da bilemiyorum.

 

Ama ben bir şeyi çok iyi biliyorum o da ‘Şubat'ta atama yoksa oy da yok' suflesinin çok ama gerçekten çok kötü bir tavsiye olduğudur. Koncuk twitter ve facebook'tan tavsiyede bulunuyor. Gaziantep'te bir Türk Eğitim Sen üyesi ve atama bekleyen eşi, "işaret aldığın gün atandan, yürüyeceksin millet yürüyecek arkadan" edasıyla alana koşuyor ve başlıyor sloganı sallamaya. Sonuç aylardır verilen bütün emekler çöpe.

 

Başbakan'ın “Bu ülkede ulusalcı geçinenler yolumuzu kesmeye kalktılar, kesemediler kesemeyecekler” sözü; hükümet tarafından Şubatçıların kurgulanmış bir hareket olarak algılandığını gösteriyor. İşin püf noktası tam da burası… Şubatçılar tam da burada hatayı aramalılar. Biz nerde yanlış yaptık sözünü kendilerine defaten sormalılar. Başbakan'ın “Ulusalcıların uzantısı olmaya aday olanlar bizden bir şey beklemesin, bulamayacaklar” sözü sıradan bir söz değil. Resmen adrese teslim bir sözdür. Bu sözün ateşi yükselteceğini herkes tahmin edebilir. Şubatçıları yakanların yükselecek ateşi hükümeti yakabilir mi diye merak edenler varsa yapılan açıklamaya baksın derim. Eğer açıklamayı okumaya vakitleri yoksa gelen cevabın mealen şöyle olduğunu aktarayım:

Bizim ateşimiz Şubatçıları yakmıştır. Şubatçıların ateşi de sizi yakacaktır.

Yazık ama gerçekten çok yazık... İnsanların umutları, beklentileri bu kadar hoyratça berhava edilmemelidir diyorum.

Cem Altınyayla

Özel Eğitim Danışmanı

www.gazetekamu.com


HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
5 Yorum