Okul Müdürlerinden Bakan  Dinçer'e Mektup Var

Okul Müdürlerinden Bakan Dinçer'e Mektup Var

Okul Müdürlerinden Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer'e Mektup Var..


1. Geçen hafta içinde, bağlı olduğumuz merkez ilçe Milli Eğitim Müdürlüğünde Halk Eğitim konulu bir toplantı yapıldı. Her okuldan bir idarecinin katıldığı toplantının konusu, okuma yazma bilmeyenlere, her okul bünyesinde 1. ve 2. kademe okuma yazma kursları açılması. İnanmazsınız mesleğimin ilk aylarında yaşadıklarımın bilmem kaçıncı tekrarı olan bir toplantıydı bu.

2. Kaymakamlık ve/veya valilik nüfus müdürlüğünden aldığı okumaz yazmaz istatistiklerini il/ilçe milli eğitim müdürlüklerinin önüne koyuyor. 'İlçemde şu kadar okumaz yazmaz var müdür efendi' bunlar eriyecek diyor. Milli Eğitim Müdürleri de bizi çağırıyor ve her okulun kendi alanındaki okumaz yazmaz listeleri ellerinde, bunlar eriyecek deniyor...

Anlatıyorsunuz; 'müdürüm, benim okul alanımda bu sayıda okumaz yazmaz yok, bunlar eski/yanlış istatistikler...' Anlayan yok... Biri söz istiyor; 'müdürüm, benim okulumda kurs açacak hiç yer yok...'

Dinleyen yok... Söz alıyor bir okul müdürü/yardımcısı; 'Müdürüm, daha önce de bu listedeki kişilere ulaştık, hemen hepsi biliyor okuma yazmayı. Çoğu belgeli zaten...' Takan yok!... Kaymakam emir vermiş, eriyecek! Sonuç şu oluyor; kâğıt üstünde kurslar açılıyor, kurs için ek ders ücreti alınıyor...

Sonra İlçe Müdürü gururla! Kaymakam'a çıkıyor; Sayın kaymakamım yaptığımız yoğun çalışmalar sonucu % 70 başarı sağladık. İşte ilçemizde açılan kurs sayısı, verilen belge sayısı...

3. Bu ise kocaman bir palavra oluyor. Kâğıt üstünde her şey tamam. Diyor ki adam; hocam ne edip edip her okul kurs açacak. ''Bir şekilde halledin'' Biz ilçeyi, ilçe kaymakamı, il milli eğitim müdürlüğü valiyi, vali bakanlığı böylece kandırmış oluyor. İnanın her sene aynı olay tekrar ediliyor.

4. Gelelim zaman zaman yapılan TMY (taşınır mal yönetmeliği) toplantımıza... İl Milli Eğitim Müdürlüğü koordinatörü ile bir il milli eğitim şube müdürü toplantıyı yapıyor. İldeki bütün okullardan ilgili idareciler de orada. Beş yüz civarı idareci oluyor.

İl koordinatörü yetkilendirdiği ve daha önce bu konuda seminerlerle eğitilmiş iki teknik elemanıyla karşımıza çıkıyor. Duvara yansıttıkları ekrandaki power-point sunumu ile bizi eğitecekler. ...'şimdi arkadaşlar tif yazan butona tıklıyoruz karşımıza şu sayfa gelecek' (açılmıyor:))] ''şurada birinci düzeyde, ııı yok ya bu değildi''... gülüşmeler falan...

Adamlar öğrenemediklerini bize de öğretiyorlar! Bizim il koordinatörümüz iddia ediyor ki, biz il olarak bu projenin uygulanmasında en iyilerdeniz! Gerisini varın siz düşünün. Hiç bir okul idaresi yıl sonu işlemini yapamıyor ama en iyiyiz. İlçede bir adam var tüm okulların işlerini o yapıyor ve biz en iyiyiz...

5. Okulumuz 60 yıllık. 4 metrekarelik bir idare odamız var. Müfettiş diyor ki; masanızı Atatürk kompozisyonunu (Atatürk resmi, gençliğe hitabe, İstiklal Marşı) arkanıza alacak şekilde yerleştirmelisiniz! 4 metrekarede, bir de tavandan su damlıyorsa yağışlı günlerde gel de al arkana atayı! Anlatıyorum; hocam, öyle yapmamızın tek alternatifi var, masayı şu tarafa almak ama tavandan su damlıyor öyle yapınca. Tavan da 6 m yüksek! Müfettişin geldiklerinde teftişlerde ilgilendiği şeylere bakar mısınız?

6. Getir evrak götür evrak, gelen giden, toplantı kararları, dosyalar falan filan. Sınıflara giriyorlar. Öğretmenden yıllık plan, çocuk kulübü dosyası, belirli gün haftalar dosyası gibi dosyaları istiyorlar. Zaman kalırsa bu işlerden, öğrencilerin ne durumda olduğuna da bakıp öyle gidiyorlar!

Kenar mahalle ve köy okulları ile yoksul semt okullarında, 5. sınıf öğrencileri 2. sınıf, 7-8. sınıf öğrencileri 3-4. sınıf düzeyinde. Her ilin/ilçenin bir kaç güzide okulu var, gerisi resmen dökülüyor.

Müfettişler bakanlığa bu işlerle ilgili çözüm önerileri sunmayı bırakın, bakanlığı bilgilendirmiyorlar bile. Çünkü sunsa, ucu ona da dokunacak! O zaman böyle gelmiş böyle gidecek, ben rahatımı niye bozayım ki düşüncesi hakim.

50 yıllık lojmandan bozma, kuyu gibi karanlık dersliğimizi görüp de burada eğitim yapılamaz tutanağı tutmaktan aciz olan kişiler müfettişçilik yapıyor. ''Hitabe sağa İstiklal Marşı sola, planda kazanım cümlesi şöyle yazılmaz'' deyip deyip evlerine gidiyorlar...

7. Okullarda öğretmen kalitesi de yerlerde sürünüyor. Öğrencinin seviyesine inme/çıkma, temel çocuk psikolojisi bilgisi, bilgiyi/davranışı aktarma becerisi ve benzeri özelliklerimiz tam anlamıyla berbat.

Açıkça söyleyeceğim; Öğretmenlerin yüzde 20’si ancak öğretmen! Her açıdan. Okul idareleri öğretmenlerle kötü olmak istemiyor. Görevini layıkıyla yapmak isteyen bir okul müdürü, bir öğretmenle kötü olunca soruşturma yiyor ve başka bir okula sürgün gönderiliyor. Öğretmeni zamanında sınıfa sokmak için uğraşan ve bu yüzden de öğretmenlerle sorunlar yaşayan okul müdürü arkadaşımı bir başka okula sürgün anlamında tayin ettiler. İlçeden gelen bir şube müdürü, benim arkadaşa ''sen idarecisin, 'idare' edeceksin'' demiş. Şimdi o da yeni okulunda her şeyi fazlası ile sadece idare ediyor.

8. Öğretmenler kâğıt üstü formalite işlerle gereğinden çok uğraştırılıyor. Sayın bakan bilmeli ki, müfettişe sunulmak için hazırlanan dosyanın içindeki belgelerin % 75-80’i yapılmıyor. Açıkçası bunların bir kısmı da boş işler zaten. Okul idarelerinin de uğraştığı çok boş iş var. Sayısız komisyon, proje, alan taraması, plan ve programın pek çoğu sadece kağıt üstünde yapılıyor.

9. Tek kuruş geliri olmayan, bir tek hizmetlisi bile olmayan, sobayla ısınan, tavanı akan, sabah ilk saati/dersi soba yakmakla geçen, 15 öğretmeninden 13’ünün bilgisayar kullanmayı bile bilmediği, e-okuldaki not girişleri, öğrenci dosyası bilgi girişlerini parayla başka insanlara/çocuklarına yaptıran öğretmenlerden müteşekkil, kışın çamur deryası olan bir okuldan stratejik plan isterseniz, bu kağıt üstü bir formaliteden ibaret olur ki başka da bir şey buradan bekleyemezsiniz.

10. Bakanlık bir proje geliştiriyor ve her okuldan aynı projede yer almaları isteniyor. Açıkça bu da birbirimizi kandıralım demenin az biraz daha kibarı oluyor. ADEY (aşamalı devamsızlık yönetimi) projesine göre; Öğrencinin devam etmediği her gün için öğretmenin ve okul idaresinin yapması gerekenler var.

Veliyi telefonla aramaktan veliye ve öğrenciye sözleşme imzalatmaya, ev ziyaretinden, para ve hapis cezası öngören yasayla tehdit etmeye kadar devam eden bir sürü iş ve işlem.

Öğretmen bu işi ders saatleri içinde mi dışında mı yapacak? Masrafları kim karşılayacak? Bu soruların cevapları belli değil. İlçe kendini riske atmamak için 'olur' vermiyor. Ziyaret, telefon derken, velinin biri öğretmeni darp etse, hesabını kim verecek bilinmiyor.

Şimdi siz zannedeceksiniz ki bu iş yapılamıyor. Hayır hayır kağıt üstünde her şey çok ama çok iyi yapılıyor. Ben de bir ADEY komisyonu oluşturuyorum, bir ADEY dosyası tutuyorum ve yaslanıyorum koltuğuma işini başarıyla yapmış bir idareci olarak.

11. Ben artık hayali iş yapmaktan yoruldum. Sayın Bakanımız alt yapısı olmayan, finansmanı sağlanamayan, yapacak elemanları ayrıntıyla belirlenmemiş projelerin tümünü rafa kaldırmalı. Okullar gruplandırılmalı.

Her projeyi/uygulamayı her okul için zorunlu olmaktan çıkarmalı ki essahtan işler de yapılsın. Mülki amirler, Milli Eğitim Müdürlüklerinin korkulu rüyası olmamalı ki, kâğıt üstü işler yapılarak para-zaman-insan kaybı yaşanmasın.

İnsanlar riyakâr, koltuğunu kaybetmemek için dalavereci ve sembolik iş yapan insanlar olmasın. Bakanlık, illerden gelen bilgilere göre oluşturduğu istatistiklerin çoğunu çöpe atsın. Atsın çünkü bunların neredeyse % 70’i sahtedir…

12. 30 yaşındaki bir kaymakam, 50 yaşındaki bir il/ilçe milli eğitim müdürünü, toplantı salonunda azarlamamalı. Beni çocuğum yaşındaki birine, kendinizi azarlatmayın diyerek, okul müdürlerine 'işinizi bilin' mesajı verdirmek dışında bu durum hiçbir şeye yaramıyor…

13. Öğretmenliğe yaramayanları kademeli bir şekilde il/ilçe milli eğitim müdürlüğü teşkilatlarında masa başı işlerde görevlendirmeli. Bildiğini aktarabilme yeteneği, öğretmen olmanın en temel ekseni olmalı. Çünkü zaten öğretmenlik de budur. Bu durumun varlığı da, uygulamalı testler ile belirlemeli. Eğitim Fakültelerinde son sınıf 'uygulamalı öğretme/aktarma' dersleri alınmalı, bunlarla ilgili çalışmalar yapılmalı ve mezuniyette de okunulan bu son sınıf asli belirleyici olmalı. Bilgisayar kullanamayan, yabancı dil bilmeyen kişilerde asla öğretmen yapılmamalı.

Umarız ki, Eğitim Bakanı Prof. Ömer Dinçer, eğitim sistemimizde, kalite ve ahlak eksenli bir devrim gerçekleştirir de yukarıda sayılan sorunsallardan da çözümleyerek kurtulmuş oluruz. Ne dersiniz?..

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.