Türkiye'yi Türk Eğitim Sisteminden Kurtarmak veyahut Yine Bir Gece Düşü

Eğitim bilimleri külliyatını, yüzlerce yıllık değişim ve dönüşümleri es geçmek sanırım bu yazının temel felsefesine uygun olacaktır. Yani en azından Türkiye’dekini.

Bu yüzden yukarıdaki cümlenin atıfta bulunduğu her şeyi atlıyoruz. Sanırım böyle yapmak, bir ülkenin neyle ne olacağını hala tartışmaya açmanın yaratacağı zaman kaybını bir nebze olsun telafi eder.

Tabi yine de eğitimin tanımını atlamak eğitim fakültelerin var oluş amaçlarını yerle bir eder ki bu çoğu eğitimcinin rüyasında bile görmek istemeyeceği bir şeydir. Hem zaten felsefeler önemlidir değil mi? Üstelik felsefenin jan janlı kapağı birçok ayıbı örterken!

Eğitim denen ve bizdeki ağaç yaşken eğilir işleyişle süren şeyin maalesef konulduğu kabın şeklini alması bilimin tüm bu birikimsel, kestirimsel, yanlışlanabilen, üretken ve kendini yenileyebilen doğasına tersdüz eden bir özelliğe sahiptir.

Ya Hoca yukarıda öznesi neresidir’i karıştırdığımız tümcede ne dedin sorusunun yanıtını sadeleştireyim:

Eğitim;

Oyun hamurudur, sudur, çubuk makarnadır, balondur.. Özün özü eğitim siz onu nasıl tanımlar ve uygularsanız o’dur. İş böyle olunca eğitim tanımlarının nerede sabah orada akşam ya da rüzgar nereye savurursa o’dur gibi olması işin mayasını bozmaktadır. Yok yani bilmem ne teleskopu yedi milyar km uzaklıktaki bir kelebeğin kanat rengini bile tespit edebiliyorken eğitimin tartışılmış, yerleşikleşmiş ve kanun, yönetmelik vs.lerle uygulamaya sokulmuşluğunu tartışmak ekşimtıraklık yapsa da durum ciddi!

O zaman tüm bildiklerinizi kendinizi saklayıp baştan başlayalım.

Eğitim, siz ne derseniz o’dur. O dediğiniz şeyi de uygulamaya başlarsanız belli bir süre sonra ortaya çıkan birey ve toplum sizin amaçlarınıza uygun nesneler olacaktır. Koskoca insana nesne demek yazarın bilinçli bir tercihidir. (4 katlı fiziksel vurgulama da!)

Türkiye’deki eğitim tanımına değil de eğitimin amacını içeren yazılı unsurlara baktığımızda gayet şık, ilkeli, havalı, derin ve olması gereken özelliklere sahiptir. Hatta şayet onlar yerine getirilsiydi Tesla’nın bilmem kaç beygirlik elektrikli arabası bile bizimkilerin yanında zinciri atmış bisiklete dönerdi. Lakin işte kazın ayağı öyle olmayınca bendeniz bu yazıyı yazmak düştü.

Türkiye’deki eğitimin amacı, amaçlardaki gibiyse bu kervanın yolda düzeleceğini inanlar bir önceki kervansaraya geri dönsün zira yolun nereye gideceği belli değil.

Siz bireyi, düşünsel, eleştirel, üretimsel, yaratıcı, barışçıl kılacaksanız bu yöntemlerinizin başarılı olmasını beklemek ancak bu eğitim sisteminden geçtiğinizi göstermekle kalır.

Yahu yüksekten bırakılan taş yere düşünce neden yukarı çıkmadı diye kafa göz patlatacak sığlığında etkinlikler, programlar, dersler, kitaplar varken insan şaşırıyor yüz binlerce okul ve yüzlerce fakültenin var olduğuna ama varlar. Virüs engeline rağmen hala peşini bırakmadığımız bu içi geçmiş “muhteva”larla trenin uğramayacağı istasyonlar yaptık.

Bilgi artık güç değil bir telefon tıklamasıdır, okul binası demek dinç beyinlerin yaratıldığı mekânlar değil insan tıkıştırılmalıklardır.

Artık niceliğin zerre etmediği bir çağda niteliğe giden yolun şimdiki okul yolundan geçmediğini ayırdına varmak neredeyse imkânsız zira hemen herkes okul yollarından geçti ve milyon nöronu birbiriyle ilişki kurup devası çılgınlıklar başarmak için değil temellerini iki yüz kilise rahibinin mi yoksa şehrin çeperindeki garnizonun kıdemli rütbelisinin attığı bilinmeyen eğitimden geçtik.

Sınıfa girmeyenler eğitim için fikirler verdiği, sınıfa girenlerinse daha önce sınıfa girmeyenlerin sınıfa girenlerin için dayattığı rollerden geçenlerin eliyle yetiştiği bir çağda corona sonrasındaki yeni eski düzen de kurtaramayacak.

Yine olumsuz bir yazının sonuna geldik. Peki, Ne yapılmalı?’nın yanıtı yine her zamanki gibi metnin içinde saklı olmakla beraber yine de özce birkaç öneri:

  • Eğitim döngüsel bir çarktır. Çarkın herhangi bir yerine yapılacak bir sağaltma işlemi –uzun da sürse- bir süre sonra tüm çarka olumlu yönde etkileyecektir.
  • Bu çarkta işin temeline nereden başlanmalı biraz taşları yerinden oynatır zira herkes kendine uzman diyor. Bu durumda ilk yapılması gereken eğitim programlarına el atmak ve yeninden kurmacılığının özünü oturtmak.
  • Öğrenci merkezli eğitimde öğrenci merkezliliği başarılı uygulamayacak öğretmen yetiştirmek. Bu işin en çetin yönü zira yerleşik kalıpları değiştirmek hep engelle karşılaşır.
  • Öğretmenlerin uymak zorunda oldukları ders programları kaldırılarak sadece çerçeve programlar sunulmalı ve öğretmen nitelikli bir eğitsel içerik planı ve uygulaması yeterliliğine sahip kılınmalı.
  • Teknolojik dönüşümün ağız açık bırakan hızının yanında ders kitaplarının hala karga tilki metinlerin yer alması bu maddeyi daha da uzatmayı gereksizleştirir.
  • Okul binalarının yapılmasında geometrik kolaylık değil eğitsel verimlilik baz alınmalıdır.
  • Öğretmen maaşları iyileştirilmeli diye bir madde gereksiz zira sorunun özü bu değil.
  • Okul idarecilerinin evrak uzmanı değil eğitsel ve doğal lider olarak seçilmesi azımsanacak bir adım olmayacaktır.
  • Okul kütüphanelerinin pencerelerine büyük kamyonlar yanaştırılarak işe yaramayan –ki bu % 80 civarıdır- kitapların geri dönüşüme yollanarak nitelikli, okuma kültürü edindirecek az ve öz sayıda kitapla değiştirilmesi sağlanmalıdır.
  • Test kitaplarına verilen paraya yazıktır. Onlardan dahi yaramazsınız.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum