24.05.2020, 02:42 1453

Türkiye’de Eğitim Kötü: Nedeni ve Çözümü

Katı olmasını gerektirecek durumlar dışında katı olan hiçbir şey, amacına hizmet etmez.

Zarar verir. Üretememek aslında gerilemektir.

An’a ve an’ın gerekliliklerini uyum sağlayamamak başka ne anlama gelir ki?

Taş, taş olduğu için sert olmalıdır ve işlevine uygun kullanımda verim alınır.

Eğitimse esnek olmalıdır.

İnsanı, diğer canlı türlerine göre daha eğitilebilir ve geliştirilebilir olarak kabul ediyorsak eğitim zihniyetinin ve bu zihniyete dayanan uygulama da esnek olmalıdır.

Çok geniş sınırların olduğu -örneğin üreten birey yetiştirme, çevre bilincine sahip birey yetiştirme ya da bencillikten olabildiğince sıyrılmış birey yetiştirme gibi- hedefler mutlaka olmalı ama bunların içleri öğretmenin; sınıf, yerel/ulusal/evrensel hedefler göz önünde bulundurularak sürekli güncellenmelidir.

Abartı gibi gelebilir ama o günün hava durumu dahi göz önünde bulundurularak eğitsel süreçler öğretmence sağlanmalıdır.

Tabi öğretmen bu konuda özgür, güvende ve gerekli eğitsel özerklikle baş başa bırakılmalıdır.

Burada bazı kesimlerin, öyle yaparsak anarşi çıkar gibi tepkisel söylemlerini önünü yukarıdaki geniş sınırlarla çizdik.

Anarşi dediğiniz şey sınıf içinde fikirsel olarak yapılıp öğrencinin –ve aynı zamanda öğretmenin- zihnini geliştirip yapıcı üretimler sunuyorsa örnek olaylar üzerinden gayet de yapılabilir.

Hem örnek olaylı eğitim metodunu sadece KPSS’de bir net daha yapmak için çalışmadık değil mi?

Kendimizi kandırdığımız test net sayıları, birbirlerini geçen okulların yıkıcı rekabeti, sınıf içi olumsuz hırslanmalar, ilerlemeye zerre faydası olmayan istatistiksel böbürlenmeler, katı eski ve sığ müfredat içerikleri eğitimimizin özeti.

İnsan ırkı, yüzlerce yıldır tartışa gelen eğitim felsefelerini bile bir kenara atabilir artık. Çünkü eğitime sadece eğitimsel açıdan bakarsak kum-devekuşuna döneriz.

Terzi kendi söküğünü dikemezin akademik alandaki karşılığı uzmanlaşma körlüğüdür.

Eğitim, insana dair olan her şeyin işe koşularak yürütülmesi gerekir.

İşi sadece eğitim yöntem tekniğine ya da personel alımı gibi basit yönlerle sınırlandırdığımız sonuç Türkiye’nin eğitimi gibi olur.

Çok mu kötüyüz peki?

O zaman bir soru daha:

1923’ten bu yana ne değişti?

Okul, okullaşma, öğretmen ve öğrenci sayısı, personel ücretleri, eğitime ayrılan ödenek vs hep arttı.

Ancak bu artma eğitsel gelişme ile değil, fiziki olarak büyümenin getirdiği şeylerle ilgilidir.

Enflasyon yükseliyorsa öğretmen maaşı da yükselir.

Öğrenci sayısı artıyorsa öğretmen ve okul sayısı da artar.

Burada tek artı değer okullaşmanın artmasıdır ama burada da nicele değil niteliğe bakmak gerek.

Nitel iyi olsaydı bu yazının içeriği daha üst eşik bir değer olurdu ve çok daha başka şeyleri konuşurduk.

Müfredatımız aynı.

Türkçe eminim aynı şeyleri, aynı içerikleri aynı yöntemlerle yapıyoruz.

Ki okuryazar kalitemiz ortada.

PISA da istatistik değil mi sonuçta?

Sosyalin içeriği değişmiştir ama o da tarih yeni konular yarattığı içindir yoksa amaç da sunum da aynı. Bu ders, hala neden sonuç bağını kurduramadı zira Türkçede de neden-sonuç ilişkisini kuramıyoruz.

Fen de öyle. Bilimsel milyonlarca yenilik çıktı ve biz her çıkanı kitaba ekleyip ezberletmeye çalıştık.

Elalem icat ettikçe biz, çocuklarımıza yeni ezberlerle yüklerine yük katıyoruz.

Bizim eğitime için kullanılan yarış atının yanına yük atını da ekleyerek eğitimsel sözcük dağarcığımıza katkı sunalım.

Futbol gibi değil mi?

Atak futbolu oynayamıyorsan atak yersin.

Ve tek hedefin maçta farklı yenilmemek oluyor.

Ki atılan şeref golü de ne kadar toparlar?

Ya da ne işe yarar?

Matematik nispeten tüm dünyada aynı seyrediyor ama sunum tekniği, öğrenci merkezli yönü muazzam gelişirken biz de hala formül ezberle, o kadar anlattım yine mi anlamadın fırçalamaları ve esnek çözümler bulmak yerine tuğla gibi onlarca matematik test kitabı çözdürmeye çalışıyoruz.

Neyse ki LGS’de soru formatları değişti.

Ama sınıflardaki matematik okuryazarlığı ve üretimsel matematikten hala eser yok.

Branşları tek tek ele almanın ya da yapılan binlerce yapılmaması gerekenliklerin peşine düşersek doğruları konuşmanın zamanı gelmeyecek.

A-Z’ye sorun var desek konuyu özetler sanırım.

Ne yapılmalı?

Burada her şeyi ince ince yazmak bu yazının amacına aykırı.

Bu yazı; eğitimin, genel sınırları çizilmiş eğitimin öğretmene bilişsel ve yöntemsel özgürlük sağlanmış sınıflarda yapılmasını şart koşar.

Burada öğretmenin üst düzeyde gelişmiş ve geliştirici olmasını gerekir.

Ki öyle olmak zorundadır.

Öğretmen herhangi bir memurluk değildir.

Bir öğretmen pazartesiden cumaya; cumadan pazartesiye, saat 8.20’den 14.20’ye; hazirandan eylüle aynıysa işin başarısız olmaya aday olduğunu belirtmek gerek.

MEB’in Ankara’dan yolladığı kitabı, müfredatı, etkinliği (ki bunların niteliksizliği ayrı bir yazı konusudur ama yazmaya gerek yok zira 2 ya da 3 yıl önce yazmıştım ama kalite daha da kötü) birebir işleyen, bir çıkartma ya da eklemleme yapmayan öğretmen, öğrencide ne geliştirir?

Burada bakanlığın sorumluluğu da devreye giriyor.

Hep şikâyet konusu olan öğretmenin çok tatilin bamteli de burada aslında.

Öğretmenin 9 ay çalışıp 3 ay tatil yapma nedeni (ara tatiller ve diğer idari izinli günlerin toplamıyla) aslında bu sürelerde öğretmenin kendini geliştirmesi, yoğunlaşması, çözümler üretmesi içindir.

Burada kastettiğim okul seminerleri değil. Onların bir işlevi yok. Maliyeye yük hem. Onlar kaldırılıp her okulun kütüphanesine kaliteli kitap alınsa en az yüzde 1 yol alırız.

(Kaliteli kitap okumaya göz kırpma)

Başarı düşünce test çözdürmek, sınıf kontrolü sağlanamayınca işi artı eksi vermeye dökmek ilkelliğin devamıdır.

Ama öyle istiyorlar bizden sorusunu sormak da haklı olup olmama konusu ayrı çünkü bir şeyi öğretmenin sınırsız yolu vardır.

Ki diyelim ki MEB, Eylül 2020’de yeniden kurmacı eğitime geçiyordum dediğinde öğretmenlerin yüzde kaçı buna hazır?

2020’de mezun olan bir öğretmen de buna dahil.

Öğretmenin kitap okumamayı sevmeme diye bir hakkı yoktur desem bu despotça mı olur?

Peki gelişim nasıl olacak?

Eğitsel materyallerin, salt test sınavlarına dönük olduğu bir ülkede, eğitimin tüm hedefleri de sınava hazırlamaya dönük olur.

Daha insani ve sosyal gelişimine yeni adım atan öğrenciye ikinci sınıfta optik sunmak veliye, öğrenciye, ülkeye yapılan en büyük zarardır.

Efendim, veli istiyor.

Ben bir öğretmen olarak velinin bilinçsizliğini yok etmekle de görevliyim.

(Olduğu yere kadar ki bu yer de az değil. Her yıl birazı giderilse lise sona kadar düzelir.)

Veliye, müdüre, diğer baskı gruplarına göre öğretmenlik yaparsam öğretmenliğin profesyonel bir meslek olmadığını ve herkesin öğretmen olabileceğine olan kanıyı güçlendirmiş olup öğretmen üç ay tatil yapıyor gibi kepaze bir yoruma da fırsat vermiş olurum.

Gelelim sınıf içlerine özgürlük durumuna…

Bir öğretmen ya da eğitimle yetkilendirilmiş diğer kişi öğrencisine yeterli özgür düşünme alanı sağlıyor mu yoksa çizgi dışına çıkıldığında –bu çizginin bağlamı değişkendir- hemen süperego otomatikliği mi devreye giriyor?

Bunun ölçümü nasıl yapılacak?

Turnusol kağıdı kendimiziz.

Ben siyah olduğumda öğrencinin beyaz konuşması anında ona beyaz konuşmanın uygun olmadığını dayattığımda işin aslı orada biter ve şekilciliğe evriliriz.

Örneğin dersimiz felsefe olsun.

Konu da dinler olsun.

Burada filozofları şak şak anlatıp geçiyorsak bu felsefe değil, felsefe tarihi olur ki bu şair mahlaslarını ezberleten edebiyat ile savaş isimleri ezberleten tarih dersinden farkı olmaz.

Hadi dersi olması gereken bir şekilde işleyip ucu açık sorularla devam ettiğinizde bir öğrencinin semavi dinler dışına çıkıp beşeri dinler hakkında yorum yapmasını dini kimliğinizle engelliyorsanız?

Bu engelleme salt felsefi düşünüşü değil teknik yaratıcılığı da engelleyebilir zira felsefe için olan beyin aynı zaman da robot yapan beyin aynıdır.

Bileşik kaplar kanunu sadece sıvılar için değildir.

Ve yaratıcı düşünme, bir bütündür.

Orada engellenen biliş diğer alanda da üretime geçmekte zorlanır.

Bu dediklerimde haksızsam susayım?

Tamam, susayım!

(İyi ki susturdunuz yoksa şimdiden 1030 kelime olan bu yazı yüz binlere giderdi.)

İyi bayramlar..

(Bakın tatilde olmama rağmen eğitim için zaman harcadım. Öğretmenin tatili, eğitimi düşünmek için vardır.)

Aydın MERAL,

Türkçe, Çocuk Edebiyatı YL.

(Dipnot: Beni susturdunuz ama öğrencileri susturmayınız. Sonra konuşturamazsınız.)

Yorumlar (0)

Gelişmelerden Haberdar Olun

@