30.12.2019, 12:23 6763

YERLİ ARABADAN SONRA YERLİ EĞİTİM SİSTEMİNE DE GEÇELİM

YERLİ ARABADAN SONRA YERLİ EĞİTİM SİSTEMİNE DE GEÇELİM

Ülkemizin büyük umutlarla beklediği yerli araba nihayet üretildi ve halkımızın huzuruna çıkarıldı. Tabi birilerinin huzurunu kaçırdığını da gördük. Aslında biz arabayı altmış yıl önce yapmıştık. Hikâyesini bolca okudunuz tekrara lüzum yok. Sadece araba mı? Biz, havacılık dehası Vecihi Hürkuş ile ve tam bir dahi olan Nuri Demirağ ile uçaklar ürettik. Ama memleketin çocuklarının bunlardan haberi olmadı.

Bu eğitim sisteminde eğitim gören bir birey olarak Nuri Demirağ’a ve Vecihi Hürkuş’a müfredatın herhangi bir sayfasında denk gelmedim. Bana kimse de anlatmadı Nuri Demirağ’ın hikâyesini. Ta ki öğretmen olduktan sonra Demirağ hakkında bir yazı dizisine denk gelinceye kadar. Nuri Demirağ’ın, Vecihi Hürkuş’un bilimsel çalışmalarının sömürgeci ve işgalci bir Batı’lı kadar değeri yok muydu? Bilime adeta tapanlar, bilim denince Batı aklına gelip, Doğu’ya dudak bükenler hangi tarlada yetişti? Kim yetiştirdi bunları? Nuri Demirağ’ın tek motorlu uçağı Nu. D-36’sı ve çift motorlu yolcu uçağı Nu. D-38’i dönemin teknolojik anlamda en başarılı uçaklarıydı. Ama bugün bunların ne devamı var ne de kitaplarda hikâyesi! Biz bugün yerli bir araba yapmanın sevincini yaşıyoruz. Oysa biz araba ve uçak üretiminde dünyanın birkaç ülkesinde birisi olabilirdik. Ama olamadık. İşte asıl hikâyede burada başlıyor.

Yerli araba gündeme geldiğinde konuşmaya başladılar bu ülkenin ayrık otları. “Olmaz, yapamazlar! Yapılsa da gerek yok! Hani nerede araba?” Arabayı görünce de “Bunun kulpu yok, motoru yok” demeye başladılar. Hatta birisi çıkmış “Tamam arabayı yaptınız ama fabrikayı yapamazsınız” diyor. Bunları söyleyenler öyle üç beş bin kişi olsa, nemalandıkları yerlerden talimat aldıklarını söyler ve geçeriz. Ama memleketin neredeyse üçte biri aynı masala kulak kabartıyor. Yetmiyor, masalın gerçekliğine dair hikâye uyduruyor. Evet, mesele tam da burada başlıyor.

Türk eğitim sisteminde öğrenim görüp aşağılık kompleksi ile özgüveni olamayan nesiller yetişiyor maalesef. Yıllardır yazıyorum, bu ülkenin çocukları Anştayn’ı bilsin ama Cezeri’yi bilmezse aşağılık kompleksini kapılır diye. Daha yeni yeni kitaplarımız bizim ilim ve bilim adamlarımızdan bahsetmeye başladı. Ama girdiği üniversite sınavında derece yapınca, en büyük hedef olarak Almanya’ya gitmek istediğini söyleyen birisine daha geçen yıl denk geldik. Demek ki olmuyor! Peki neden?

Cevabı basit aslında: Eğri cetvelden doğru çizgi çıkmıyor. Evet, bu kadar basit bu sorunun cevabı. Açalım biraz. Bize eğitim denince Finlandiya’yı, Singapur’u, İsveç’i örnek göstermiyorlar mı? Ya da eğitime dair her cümlenin içine Amerika’yı katmıyorlar mı? Eğitimde başarı derken ölçütleri ne merak ediyorum. Finlandiya denilen ülkenin akademik başarısı malum ama onun da hangi ölçütlere göre olduğu tartışılır. Ama öbür taraftan Finlandiya intiharda dünyada dokuzuncu, cinayette Avrupa’da on ikinci, tecavüzde yedinci. Bu mu başarı? Kocaman bir “hadi oradan” demek istiyorum. Eğitim denen olguyu ‘education’ olarak görüp, ölçtüm, tarttım, biçtim demekle olmuyor. Sizin ölçtükleriniz çocukların netleri olabilir. O netlerin kişiyi adam edip etmediğini ölçmediğinize göre Finlandiya arkaik bir masaldır benim için.

Biraz daha açalım eğitim sistemimizdeki eğri cetvel meselesini. Bu topraklarda üretilen her bilimsel değere şüphe ile bakan, ama Batı’dan gelince hayran hayran bakan nesiller yetiştiriyorsan cetveliniz yanlış demektir. Yerli araba için “neresi yerli” diyenlere yerli olduğunu ispat etmek ayrı bir dert. İspat etsen almaya ikna etmek ayrı bir dert. Yani yerli olduğunu gözüne soksan bile almayacak insanlar yetiştirmiyor mu bizim eğitim sistemimiz?

İşin doğrusu biz ilk düğmeyi yanlış ilikledik. Bizim dünyaya yön veren bir geçmişimiz varken, neyi uyguladıklarına bakmadık. Bizden aldıklarını bize satması için John Dewey denilen adamı getirdik. Tepeden tırnağa Batılı olan birisinin Doğu’ya ışık tutmasını bekleyerek aslında biz düğmeyi yanlış ilikledik. Ya da bir başka ifadeyle biz geleceğimizi inşa ederken geçmişimizi yok sayarak hata ettik. Türk cumhuriyetlerinin adını bilmeyen, İslam dünyasından bihaber, ümmet kavramı hakkında iki cümle kuramayan nesiller kültür emperyalizminin sonucu olarak Hollywood yıldızlarının hayat hikâyelerini biliyorlar. Haliyle yerli arabadan rahatsız oluyorlar.

O halde;

Yerli ve milli düşünen,

Özgüven sahibi,

Doğu’yu da Batı’yı da bilen,

Geçmişi ve ecdadı ile barışık,

Alem-i İslam hakkında söz söyleyebilen,

Nesiller için eğitim sistemini yeniden kurgulamak zorundayız. Yarın çok geç olacak.

 

Yorumlar (1)
haliselim6128 8 ay önce
İşin doğrusu biz ilk düğmeyi yanlış ilikledik. Bizim dünyaya yön veren bir geçmişimiz varken, neyi uyguladıklarına bakmadık. Bizden aldıklarını bize satması için John Dewey denilen adamı getirdik. Tepeden tırnağa Batılı olan birisinin Doğu’ya ışık tutmasını bekleyerek aslında biz düğmeyi yanlış ilikledik. Ya da bir başka ifadeyle biz geleceğimizi inşa ederken geçmişimizi yok sayarak hata ettik. Türk cumhuriyetlerinin adını bilmeyen, İslam dünyasından bihaber, ümmet kavramı hakkında iki cümle kuramayan nesiller kültür emperyalizminin sonucu olarak Hollywood yıldızlarının hayat hikâyelerini biliyorlar. Haliyle yerli arabadan rahatsız oluyorlar.
Değerlendirmenizi siyaset üstü yapmayı ve olaya felsefeyle yaklaşmanızı tavsiye ederim. Halihazırda ilim adamı olarak günümüzde saydığımız pek çok bilim adamının hangi dönem eğitimiyle yetiştiği ortadadır. Bozukluk önce zihniyette başlar. Bir de işin ehline verilmesi gerekir. Ateist, Zerdüşt, Yahudi ve yahut bir yabancı hiç fark etmez. Ehil kimse iş onundur. İlla Müslüman olmasına gerek yoktur. Eğitimin bozulma sürecini irdeliyorsanız 1945-1960 arasını incelemenizi tavsiye ederim.

Gelişmelerden Haberdar Olun

@