22.05.2020, 16:47 458

Zor Soru Kolay Cevap: Neden Kolay Yazamıyoruz?

Okuldaki yazma derslerin birinde önündeki kâğıda on dakikadır hiçbir şey yazmayan Filiz adındaki öğrencim dikkatimi çekti.

Ben: “Filiz, neden yazmıyorsun?”

Filiz: “Hocam, aklıma bir şey gelmiyor ki yazıma başlayayım.”

Ben: “Tamam o zaman yaz: ‘Aklına bir şey gelmeyen bir kız vardı’ diye başla.’”

Tabi ben bir öğretmenim ve benim sözüm koskoca edebiyat dünyasında ne kadar geçerli olabilir ki?

Ama başarılı edebiyatçı ve düşünür Umberto Eco’ya “Nasıl yazıyorsunuz? diye sorduklarında O: “Soldan sağa yazıyorum.” deyip işi ters düz etmiştir. Yani demek istemiştir ki bu sorunun sorulması başlı başına saçma çünkü yazmanın kesin bir yolu yok. Bu esnektir ve aslında tüm tanımlardan ve kurallardan bağımsızdır. Ne kadar kişi varsa o kadar yazma yolu olabilir demek istemiş.

Ben ile Umberto’nun dediği şeyden üçüncü bir şey çıkıyor: Benle Umberto’nun dediği de saçma çünkü demin dedik ya nasıl yazılır’ın bir bir yanıtı yok oysa ikimiz de bir kural koymuşuz gibi.

Değil mi?

Sonuçta bir araba sürmüyoruz ki önce debriyaja sonra gaza basalım ya da makarna yapmayacağız ki önce suyu kaynatıp sonra makarnayı atalım. Araba sürmek ya da makarna yapmak dünyanın tamamında neredeyse aynıdır çünkü bunlar bir nesne ile yapılan şeyler. Siz, ben arabayı kendi kafamdaki düşünceye göre kullanacağım diyemezsiniz ama yazı için öyle diyebilirsiniz.

Karakter seçimi, yer tercihi, olay akışı aslında sınırsız bir şekilde yapılabilir.

Hemen matematiksel bir işlem yapalım.

Örneğin bir kahramanın tipi seçelim. Örneğin kadın, erkek, yaşlı, genç... Elde var 4. Bunu kenarda tutalım.

Şimdi bu kahramana bir isim verelim ve cinsiyetler iki isim üzerinden -kız ve erkekler- gittiği için bir dilde kullanılacak en az 1000 isim var diyelim ve bu 1000 de kenara yazalım.

Gelelim mekân seçimine… Örneğin mutfak, salon, orman, dinozor mağarası, yumurta yanı gibi 100 tane mekân seçelim. Bunu arttırabiliriz ama bu kadar yeter çünkü sonrasında matematiksel hesabı bizi zorlar.

Olay seçimi ile devam edersek burada da bizi binlerce olay bekliyor ama biz yine matematikle çok uğraşmamak için bunu 1000’de tutalım.

Hadi yazacağımız şeye bir de zaman ekleyelim: pazar, pazartesi, saat 13.12’de, dün, akşam, yatsı, kırmızı kar yağdığında… gibi binlerce zaman bildiren kelime yazabiliriz ama biz bunu da 100 ile sınırlayalım. Malum matematiğimiz, bize matematik zor denildiği için birazcık kötü. İlginçtir yazı yazmak da zor diyorlar değil mi? Neyse birazdan karar verirsiniz buna.

İşlemimizi yapalım ve bir metin yazmak için bizim en az kaç tercihimizin olduğunu görelim.

Yukarıdaki tüm sayıları çarpalım:

4 x 1000 x 100 x 1000 x 100 = 40 000 000 000

Kırk milyar seçenek!

Ki bu en azı.

Yani sizin bir cümle yazmak için önünüzde kırk milyar seçenek var.

Peki bu kadar seçenek dururken neden okulda, evde veya başka bir yerde dakikalarca bir şey yazamadan duruyoruz?

Bunun özel nedenleri olabilir.

Mesela kalemim ucu yok, kâğıdım yok gibi kaçamak yanıtlar da içeren bazı şeyler olabilir ama bence işin asıl nedeni bize okulda yanlış yazma etkinliklerin yaptırılmasıdır.

Bu ülkede hemen herkese bir atasözü, deyim ya da özdeyiş verilerek kompoziyon yazın denilmiştir. Ve bu yapılırken başka bir kural da eklenmiştir:

Giriş, gelişme ve sonuca dikkat ederek yazın!

Bu yazımı okuyan herkese şunu matematiğin kesinliği kadar net bir şey söyleyebilirim ki bu size yapılmış en büyük yanlışlardan biridir.

Ne demek yahu illa şuna göre ve şu konuya göre yaz!

Sizden bir atasözü ile ilgili bir şey yaz denildiğinde aslında bir şey yazmanız istenmez!

Örneğin, Damlaya Damlaya Göl Olur atasözü ile ilgili bir metin yazı yazın denildiğinde ve sınıfta yirmi dokuz kişi varsa ortaya çıkan metinlerinin ana fikrini size yazayım:

A öğrenci: Paramızı biriktirelim. İsraf yapmayalım.

B öğrenci: Paramızı biriktirelim. İsraf yapmayalım.

C öğrenci: Paramızı biriktirelim. İsraf yapmayalım.

Ç öğrenci: Paramızı biriktirelim. İsraf yapmayalım.

D öğrenci: Paramızı biriktirelim. İsraf yapmayalım.

E öğrenci: Paramızı biriktirelim. İsraf yapmayalım.

.

.

.

.

.

Ü öğrenci: Paramızı biriktirelim. İsraf yapmayalım.

V öğrenci: Paramızı biriktirelim. İsraf yapmayalım.

Y öğrenci: Paramızı biriktirelim. İsraf yapmayalım.

Z öğrenci: Paramızı biriktirelim. İsraf yapmayalım.

Ne güzel değil mi?

Herkes konuyu anlamış ve yazma etkinliği başarılı olmuş!

Şimdi bunu 1.000.000 kişi için yapalım.

Birinci Kişi: Paramızı biriktirelim. İsraf yapmayalım.

.

.

Bir Milyoncu Kişi: Paramızı biriktirelim. İsraf yapmayalım.

Şakayı bırakıp işin ne kadar korkunç kötü olduğunu gördünüz mü?

Herkes aynı şeyi yazmış.

Yıllardır bu ülkede olan bu.

Bu, bir süre sonra düşünmemeye neden olur.

Zaten sizin yerinize düşünen atasözleri gibi kalıp sözler verip ve birileri onları senden istediğinde cevabı yapıştır hemen!

Oysa atasözün amacı bir dilin az ve öz anlam parçasıdır yazmak için bir etkinlik değildir.

Üstüne üstlük bir de giriş gelişme sonuç sıralaması istiyorsa iş artık yazı yazmaktan çıkıp araba kullanmaya dönüyor:

Debriyaja bas.

Vitesi bire al.

Ayağın debriyaja basılıyken gaza hafifçe bas ve bununla aynı zamanda ayağını debriyajdan yavaşça çek.

(Bu arada araba kullanmayı bilmiyorum. Sadece ezberledim kuralları ama size kötü bir haberim var: Kural ezberleyerek yazı yazılamıyor).

Nerede 40.000.000.000 seçenek, nerede 4!

Üstelik bu dördü de sabit sırada.

Vitesi 1’e almadan gaz basmaya kalkmayın çünkü motor patlayabilir!

Durun daha bitmedi sizin yazma ile olan derdiniz.

Bir de başınızda duranların yazım ve noktalama işaretlerine dikkat edin demesi de var.

Birkaç yıllık öğretmenlik hayıtımda şu net anladım ki bir öğrenci şayet fikirsel olgunluğa erişmişse yazım ve noktalama işaretlerini birkaç saatte tam öğrenir. Arada bir unutsa da kısa tekrarlarla hemen hatırlar. Ve bana göre bu olgunlaşma yaşı 7.-8. sınıf öğrencisidir.

Ama biz neredeyse daha 2. Sınıftan itibaren bu kuralları her yıl öğretmeye çalışıyoruz.

İşin acı gerçeği ne biliyor musunuz?

Arada kalan bu beş yıla heba oluyor demek.

Daha da kötüsü bu beş yılda öğrencide geliştirilecek o kadar yeteneği görmezden gelip onun anlamak için daha uygun olmadığı ezber şeyleri öğretmeye zorluyoruz.

Ve çocuk büyüdüğünde yorgun, bir şey yazamaz ve yazmak isteyemez bir noktaya geliyor.

Peki kötü eğitim aldık diye bir daha iyi yazamaz mıyız?

Yazabiliriz.

Nasıl mı?

Diyelim şimdi akşam. Işık açık...

Kalkın ışığı kapatın.

Şimdi açın.

Artık yazabilirsiniz.

Bu kadar mı?

Evet.

Bir boş kağıt.

Bir kalem.

Ve yazın.

Kural yok.

Düşük puan almak yok.

Atasözü sınırlaması yok.

E böyle yapınca yazdığımız güzel olacak mı?

Olmayabilir.

Her zaman yaptığın yemek her zaman güzel oluyor mu?

Hayır.

Peki her zaman yaptığın yemek her zaman kötü mü oluyor?

Hayır. Bazen iyi oluyor.

Peki her zaman güzel yemek yapmak için ne yapmak gerekiyor?

İyi malzeme, sabır, zaman vermek, iyi planlama, oranları iyi tutturmak…

Bravo!

İyi yazmak için de bunların çoğu lazım.

Bir tane de ben ekleyeyim:

Yazmada kendine karşı acımasız ol!

Eleştir kendini.

Yaptığın yemeği evdekilere mahcup olmamak için kötü olmuş olsa bile onlara iyi olmuş deyip kendi içinde “Evet haklılar. Bu sefer güzel olmamış.” itirafını söylüyorsan yazıda da öyle ol.

Eleştir kendini. Yeniden yaz. Sil. Düzelt. Kes. Kırp.

Zaten 40.000.000.000 seçeneğin yok muydu?

Gerekiyorsa 39.000.000.000’ını dene ve başarma.

Geride daha yeterince hakkın yok mu?

Kimin haddine ki yazdıklarına 0-100 arasında puan vermek.

Arabanın hızlanma yarışı mı bu?

Bak okuldaki bir yanlışı daha fark ettik: Yazma etkinliklerine matematiksel puan vermek.

Siz hiç matematik hocasının 2x2-4=0 işlemine sözel ifade verdiğini gördünüz mü?

O zaman siz de sizin metinlerinize matematiksel yaklaşana itibar etmeyin.

Şu noktalama ve yazıma da kafayı çok takmayın.

Dünya tarihinde bazen kırılma anında bazı insanların doğaçlama olarak kurduğu ama dünya söz tarihinde unutulmaz yer edinmiş sözlerin hangisinde noktalama ve yazım kontrolü yapıldı ki?

Siz özgürce yazmaya başlayın da yüklemden uzak düşmüş öznenin yanına virgül koymayı da öğrenirsiniz açıklama cümlesinden önce iki noktayı da.

Daha özne nedir yüklem nedir virgül nedir sorusuyla başlayıp cümlemize üç bilinmeyenli denklem haline getirirsek işin içinden zaten çıkamazsınız.

“Aklına hiçbir şey gelmeyen bir kız vardı. Evinin bahçe duvarının üzerinde oturup yoldan gelip geçenlere bakarak aklına bir şeylerin gelmesini beklerdi…”

Yukarıda tırnak içinde yazdığım metnin tamamı bana ait. O zaman öğrencime kolaylık olsun diye ilk cümleyi ona söylemiştim ama devamını ben şimdi yazdım ve şuna emin olun ki benle öğrencimin yazdığı kesinlikle farklı bir yöne gitti.

Öğrencim o cümlenin devamını yazarken özne, yüklem nedir zerre bilmiyordu tıpkı yukarıdaki devam cümleyi yazarken bunun fiilimsili birleşik cümle (bir de girişik birleşik cümle diye Satürn’ün uydusu bir ismi var) olduğunu ve yüklemin ekfiil olduğunu sonradan fark etmem gibi. Devam etsek daha ne şeyler bulacağız bu cümlenin dil bilgisi kurallarında ama emin olmanın hiçbiri işe yaramıyor.

Diyeceğimi dedim sanırım.

Hadi artık şu ezberlerden kurtulmaya…

(Bu yazıyı yazıp kapattım. Aklıma en önemli şeyi yazdığımı fark ettim. Açıp ekleyeyim:

İyi yazmak için okumak gerek. Din, dil, ırk, renk, bilim, felsefe, matematik, corona-19, Messi mi Ronaldo mu, Kudüs mü, Vatikan mı ayrımı yapmadan okumak. İyi malzeme kullanmak istiyorsanız okumanız gerek. Ha okumama gerek yok deneyimlerimiz ve gözlemlerimiz yeter derseniz de ben sizi kolay kolay okumam zira insanın deneyimle yaşadıkları düşlemenin düşleyecekleri arasında zerredir. Ve sen okumadan yazmaya başlarsan ancak atasözü kadar yazarsın.)

(Bu yazı 23 Nisan 2020 tarihinde yaziyorumcocuk.net sitesinde yayınlanmıştır.)

Yorumlar (0)

Gelişmelerden Haberdar Olun

@